Denizi kirleten atık su deşarjları: İhmal mi, cehalet mi?



istanbullular için “boğaz keyfi” tam bir kabusa dönüşüyor. Artık alıştığımız görüntü kirliliğinin dışında lağım sularının arıtılmadan denize boşaltılmasıyla koku da büyük bir sorun olmaya başladı.
Yazan: Hande Karaca

Galatasaray Üniversitesi öğrencileri “Ne kadar şanlısınız, boğaza karşı okuyorsunuz” cümlesini sıklıkla duymaya alışıktır. Fakat yoğun ders programları arasında boğaza karşı birşeyler içip, muhabbet etme fırsatı oldukça sınırlıdır bizim için. Kaldı ki, güneş altında boğaz rüzgarının tatlı serinliği ile keyif yapmak artık kirlenen boğazın kokusu sayesinde neredeyse imkansız. fiehirleşme, sanayileşme ve deniz taşımacılığının hızla artmasıyla deniz kirliliğin boyutları katlanılamaz hal alıyor. Kirliliğin en önemli kaynağı ise su kaynaklarına ve denizlere yapılan kanalizasyon deşarjları. Örneğin İstinye koyunda bir çok endüstriyel tesis yüzünden koy vaktiyle aşırı kirletilmiş.

Boğazdaki kirlilik durumu
1980'li yıllardan bu yana Marmara'nın sahil bölgelerindeki hızlı yapılaşma, buna paralel olarak gelişen turizm ve artan nüfus olayının katkısı ile ilk aşamada Marmara Denizi'ne bağlı Haliç ve Körfezlerden, daha sonra da kıyı şeridinden başlayarak kıta sahanlığına doğru hızla ilerleyen bir kirlenmeden söz edebiliriz. Kıyılardaki otellerin, okulların, sanayi firmalarının atık su deşarjının yanında deniz taşımacılığından kaynaklanan kirlenme, gemi kazalarının yol açtığı kirlenme ise deniz canlıların yaşama şansını sıfıra indiriyor.

Atık Su Deşarjlarının katkısı
Deniz kirliliğini uzmanlar üç çeşite ayırıyor: Karadan, denizden ve havadan En önemlisi olarak da karadan kirlenmeyi kabul ediliyor. Peki, nedir kara yoluyla deniz kirlenmesi? Karadan katı atık  ya da arıtmasız atık su deşarjları yoluyla (lağım vb.) denize bırakılan organik ve kimyasal atıklarla denizi kirletilmesidir. Beşiktaş Belediyesi “faraş”, “ahtapot”, “süpürge” isimli katı atık toplayıcı gemileriyle boğazı katı atıklardan kurtarmaya çalışırken, su deşarjlarını sadece şikayetler üzerine tespit edebiliyor.
Boğazdaki devasa deniz analarının okyanustaki deniz analarının boyutuna ulaşması ise kirliliğin bir başka boyutu. Bazıları 4 kilogram ağırlığa kadar ulaşan denizanalarının sayısının dikkat çekici oranda arttığını belirten istanbul Üniversitesi Su Ürünleri Fakültesi Deniz Biyolojisi Anabilim Dalı öğretim üyesi Dr. Ayhan Dede, istanbul Boğazı'nda artan organik kirlilik yükünün, denizanalarının çoğalması için uygun ortam sağladığını söylüyor. Bu organik atıkların kaynağı da yine evsel ve endüstriel atıklar ne yazık ki.

Kirliliği önleme çabaları
Türk Deniz Araştırmaları Vakfı(TÜDAV)  yaptığı basın duyurularında istanbul Boğazının, özellikle Asya yakasının, tam bir lağım kanalına dönüştüğünden, herhangi bir arıtma tesisi olmadığı gibi, mevcut kanalizasyonu bir veya birkaç yerde toplayıp bunları derin suya verecek bir deşarj sisteminin dahi olmayışından yakınıyor. Evsel atık sulardan kaynaklanan kirlenmenin önüne geçmek için altyapı birimleri inşa edilmeden alanların imara açılmasına izin verilmemesi ve bu konuyla ilgili etkin bir denetim mekanizmasının kurulması gerektiğini açıklıyor. Deniz Temiz Turmepa, Greenpeace Akdeniz gibi boğazlarımızın temizliği için uğraşan STK’lar ise  kendilerini denizi kirleten sanayi firmaları, okul, otel ve boğaz kıyısındaki konut sahiplerini uyarmaya çalışıyor.


Anasayfa | Bağlantılar | Hakkımızda | İletişim | Site Haritası Gsü Bim 2010 & Ver. 1.0.0.3