''GSÜ'nün keyfini en iyi çıkaran benim''



Bu sayfada GSÜ’den bir tanıdık simanın portresi ile karşınızda olacağız. Hepimizin “Einstein Hoca” olarak tanıdığı İktisat Fakültesi’nde öğretim üyesi Ruhi Tuncer bize hem ders çalışıp hem de eğlenmenin sırrını verecek.
Haber ve fotoğraf: Barış Mumyakmaz

Kimi zaman kantinde, kimi zaman öğrenci yemekhanesinde, kimi zaman da GSÜ’nün dillere destan kokteyllerinde rastlıyoruz ona. Bembeyaz saç ve bıyıkları, yüzüne yansımış zekasından dolayı çoğumuz ondan “Einstein Hoca” diye bahsediyoruz. Ne demişler, ateş olmayan yerden duman çıkmaz: İstanbullu bir akademisyen ailenin çocuğu olan Ruhi Tuncer, kendi tabiriyle “gençliğinde hem serserilik yapıp hem de okuyanlar”dan. Lineer cebir, diferansiyel denklemler, stokastik süreçler gibi birçok zorlu dersi dehası sayesinde öğrencilerine sevdiren Ruhi Hocamız, doktorasını ancak 40 yaşında bitirmiş! İşte “Galatasaraylı Einstein”ın portresi.

İktisat bölümünde ders vermenize rağmen, aslında bir matematikçisiniz. Sayılarla aranız hep iyi miydi?
Evet, iyiydi. Ama bu “8 basamaklı 2 sayıyı kafamda 10 saniyede çarpabilirim” gibi bir şey değil. Bunun matematikle hiçbir alakası yok.

Fransa’da doktora yapmışsınız...
Fransa’ya gitmem tamamen tesadüf eseriydi. Evlendim ve eşim beni Fransa’ya götürdü! (Gülüyor) 89’da gittim. Yedi sene kaldım. Zaman serileri üzerine doktora yaptım. Bir sene de asistanlık yaptım. Üniversite dışında çok kötü yıllardı. Paris’te beş parasız dolaştım. Bir de üstüne ikiz çocuklarım dünyaya gelmez mi! 97’de kesin dönüş yaptık. Ama yine de orada kalmak isterdim. İş bulsaydım...

Peki, Türkiye’ye dönünce ne yaptınız?
İlk yaptığım şey iş aramak oldu. Doktora yaptığım için üniversitelere girebilirdim. O yüzden, ilk olarak eski okulum olan Boğaziçi’ne gittim. Ama ne oldu dersiniz? Beni almadılar! Sinirden küplere binmiştim. Otobüsle eve dönerken GSÜ’nün önünden geçiyordum. İnip “bir de oraya başvurayım” dedim. Okulun kapısından girdim. Giriş, o giriş!

Okulda bir gününüz nasıl geçiyor?
Ders saatine göre okula gelirim. Dersimi yaptıktan sonra öğle yemeğini yiyip odamda çalışmaya çekilirim. Yorulunca kantine gider arkadaşlarımla sohbet ederim. Akşam 5’ten sonra bar açılınca da oraya çıkıyorum. Okulda en rahat ettiğim yer elbette ki barı zaten. İddia ediyorum, GSÜ’nün keyfini en iyi çıkaran kişi benim! (Gülüyor) Eve genelde geç dönerim. Çünkü trafik beni deli ediyor!

Öğrencilerinizle aranız nasıldır?
Beni sever öğrencilerim. Çünkü notum fena değildir. Ayrıca, sınavlarda gidiş yolundan da puan veririm. (Gülüyor) Buna karşılık hiçbir öğrencim bana saygısızca davranmaz. Arkamdan kağıt uçak atmaya kimse cesaret edemez!

En can alıcı meseleye gelelim. Einstein’a benzetilmek nasıl bir duygu? Hoşunuza mı gidiyor yoksa kızıyor musunuz?
Ruh halime göre değişiyor açıkçası. Sokakta beni Einstein’a benzetenlere bazen kızdığım bile oluyor. Hem Einstein’a benzemek çok büyük bir olay değil. Ben sokakta kendime benzeyen bir sürü insanlar görüyorum. Siz hiç mi görmediniz?

Eskiden de Einstein’a benzetilir miydiniz?
Üniversite yıllarımda hem bıyıklı hem sakallı hem de uzun saçlıydım. Üniversiteden sonra saç ve sakalımı kestim. Bir tek bıyığım kaldı. Ona da askerden sonra hiç dokunmadım.

Zamane gençliğini nasıl görüyorsunuz? Onlara öneriniz nedir?
İşsiz, okulsuz, parasız dolaşan bir çok genç var ortalıkta. O yüzden üniversitedekiler şanslı olduklarını unutmasınlar. Fakat yine de onlara inek gibi ders çalışmaları gerektiğini söylemiyorum.

Peki, ne yapsınlar o zaman?
Hem ders çalışsınlar hem de gezip tozsunlar. Çünkü her ikisini de yapmak mümkün! Böyle öğrencilerim var. Ben de öyleydim! Lisans ve yüksek lisansta serseri olan birisi bile benim gibi doktorada çok çalışıp bilim insanı olabilir.


Anasayfa | Bağlantılar | Hakkımızda | İletişim | Site Haritası Gsü Bim 2010 & Ver. 1.0.0.3