Kamera arkası insanları



Türkiye’de her yıl çekilen sayısız  dizi, reklam, video klip, sinema filminde kamera arkasında 300 bine yakın kişi istihdam ediliyor. Ülkenin farklı yerlerinden, farklı sosyo-ekonomik sınıflarında  kişilerin setteki işleri çeşitli olsa da sorunları aynı gibi
Haber: Utku Sönmezer

Türkiye’de 1980 sonrası liberal ekonomi anlayışının yerleşmesiyle birlikte 1990 sonrası birer birer kurulan televizyonlar  hem yeni bir sektörü ortaya çıkardı hem de varolan reklam piyasasının çapını genişletti. Bununla birlikte  Eurimages destekli yeni nesil Türk filmleri de 1980 sonrası krize giren Türk Sineması’nı ayağa kaldırdı. Tüm bu unsurlar beraberinde film yapım sektöründe bir istihdam bolluğu yarattı. Dışardan bakıldığında çok karlı gibi gözüken bu işlerde çalışanların ise sorunları bitmek bilmiyor.

Sözleşmesiz sigortasız sanat  
Öncelikle hiçbir yazılı sözleşme uygulamasının bulunmadığı bu sektörde çalışanlar Türk Sineması’nın eski Yeşilçam dönemlerinden kalma “sözlü anlaşma” yoluyla projelere dahil oluyorlar. Bu belgesiz çalışma durumu çalışanın neredeyse tüm haklarını elinden alıyor. Çünkü resmi olarak çalışıyor görünmeyen kişi hakkını aramakta da zorluk çekiyor. Bu durum, yapımcı firmanın eline müthiş bir koz vermek anlamına da geliyor. Öyle ki, bir işte çalışmaya başlayan kişi alacağı parayı çok gecikmeli ya da eksik olarak tahsil edebiliyor. Başka bir deyişle çalışanlar tamamen firmanın insafına kalmış durumda.
Öte yandan film setinde çalışmak zaman zaman çok tehlikeli bir iş haline de gelebilir.Bu durum akıllara çalışanların sigorta durumlarını getiriyor. Ancak maalesef piyasadaki işlerin çoğunluğunda bırakın özel sağlık sigortasını, çalışanların SSK’sı bile bulunmuyor. Bu duruma çalışanların  bulduğu çözüm ise son derece ironik. Kendini başka bir işyerinde çalışıyormuş gibi gösterip, iş sahibine kendi cebinden SSK primlerini ödemek.

“Sorunlar sendika açmakla çözülmez”

Öncelikle kaç senedir bu işi yapıyorsunuz ve yaptığınız işten biraz bahseder misiniz?
Yaklaşık 2.5 senedir reji asistanlığı yapmaktayım. Basit bir şekilde anlatmak gerekirse , çalıştığım reklam ve sinema filmlerinde yönetmenin yardımcılığını yapmaktayım.  Set öncesi çekim programı, sette çekimlerin aksamamasını sağlama, set sonrası ise post produksiyon ve kurgu işlemlerinde, yönetmenin yükünü hafifletiyorum diyebiliriz.

Yaptığınız işin zorlukları nelerdir?
Öncelikle Türkiye’de sinema sektöründe çalışanların çoğunluğunun kayıt dışı çalışması önemli bir sorun. Öyle ki, çoğu sette çalışan kişiler, görevleri ne olursa olsun sigortasız bir ortamda işlerini yapmaktalar. Bu durum emekçileri kanunen savunmasız bir hale düşürmekle birlikte hayati bir tehlike anında da sigortasız olmanın dezavantajlarını beraberinde getiriyor. Öte yandan belirlenmiş bir çalışma süresi olmadığından günde 20 ile 24 saat arası çalışıldığı bile oluyor. Bu durum elbette büyük bir yorgunluğu ortaya çıkarıyor.

Bir üniversite mezunu olarak işi bırakıp, “masa başı” diye tabir edilen bir işe başlamayı hiç düşünmediniz mi?
Açıkçası hiç düşünmedim bile.  İşimi, bütün zorluklarına rağmen çok seviyorum. Evet, koşulların zaman zaman çok sert olduğu oluyor. Yorgunluktan bayılacak gibi olduğum zamanlar da olmuştur. Ancak bu durum hiçbir zaman masa başı bir işte çalışma fikrini aklıma getirmedi.

Peki son olarak Türk Sineması’nın geleceğinden umutlu musunuz? Beklentileriniz nelerdir?
Mevcut durum kötü gibi gözükse de bence ileride Türk Sineması,  çalışanlar için daha düzgün ve batı normlarında  bir hal alacak. Özellikle Sine-Sen’in bu konuda ciddi çalışmalar içerisinde olduğunu biliyorum. Ancak kanaatimce sorunlar yalnızca sendika açmakla çözülmez. 1980’deki askeri darbe sonrası insanımız sosyal örgütlenme içgüdüsünden arındı.  Başka bir deyişle, sinema işçisinin bir araya gelmesi ve hakkını kendilerinin araması lazım. Umarım bu bilinç kısa sürede yerleşir ve mevcut problemler ortadan kalkar.                                              


Anasayfa | Bağlantılar | Hakkımızda | İletişim | Site Haritası Gsü Bim 2010 & Ver. 1.0.0.3