Politika üreten sanat meknı: garajistanbul



 
Çağdaş sanatın her alanına kapılarını açan, bağımsız sanatçıların çalışmalarını sergilediği garajistanbul’un kurucuları Mustafa Avkıran ve Övül Avkıran, politik duruşlarını sergilemeyi, ürettikleri sanatsal içeriğin “olmazsa olmazı” diye nitelendirdi ve ekledi: “Biz siyaset yapmıyoruz, politika yapıyoruz.”
 
Haber: Pınar Yurtsever
Fotoğraflar: Ceyda Ulukaya
 

Bu yıl 18 – 27 Kasım tarihleri arasında 2. Namus Oyunları Festivali’ni düzenleyen garajistanbul, dosya konumuzun kadına yönelik şiddet olması sebebiyle bu sayıda özellikle dikkatimizi çekti.

Mustafa ve Övül Avkıran’ın on yıllık birikimlerini İstanbul seyircisiyle paylaşma ve göçebe bir şekilde ilerleyen sanat üretimlerine daimi bir mekân yaratma fikriyle ortaya çıkan garajistanbul, üçüncü yılını dolduruyor. Kuruluş aşamasındaki “ezberi bozuyorum” fikriyle harekete geçen Avkıran çifti, garajistanbul’u üç yıl içinde yaklaşık 400 sanatçıya, binlerce seyirciye ve çağdaş sanatın birçok dalına ev sahipliği yapan bir mekân haline dönüştürmeyi başardı.

Sanatsal etkinliklerinin tamamında politik bir duruş sergilemeyi “olmazsa olmaz” diye nitelendiren Mustafa ve Övül Avkıran’ın kadın konusuna yaklaşımları Festival sonunda oluşturulan raporda şu sözlerle belirtiliyor: “Açıldığı gün olan 25 Ocak 2007’den beri sanat yönetimini üstlendikleri garajistanbul’da kadına, namus üzerinden oynanan oyunlara sanatsal bir program içeriği olarak yaklaşmadılar. Sorular ve sorunlar üzerinden derinleşerek, alan açarak, yan yana gelerek, ilişkilendirerek, kendilerini ve programlarını değişimin, gelişimin, dönüşümün bir parçası olarak gördüler.”
Bu sözler ışığında Namus Oyunları Festivali’nin programının tiyatro, dans, müzik, fotoğraf, performans gibi çağdaş sanatın birçok alanına yer vermekle kalmayıp söyleşi, panel, sergi gibi birçok etkinliği içerdiği görülüyor.

Övül Avkıran, Festival’in içeriğinden bahsederken kadına şiddet gibi sert bir konuyu işlemek için sadece tiyatronun veya sadece sanatın eksik kaldığını, bu nedenle daha bütünleştirici bir festival programı oluşturduklarını söylüyor. Mustafa Avkıran ise bu işe ilk başladıklarında KAMER Başkanı Nebahat Akkoç’un “Bu konuda yapılan her şey bir katkıdır.” sözlerinin aklından hiç çıkmadığını belirterek konunun önemine şu sözlerle değiniyor: “Biz aslında o ‘katkı’ sözcüğünün içini doldurmaya çalışıyoruz. Eğer burası bizim eylem alanımızsa, önce kendimize sonra hayata dair bir şey yapıyorsak, kadına yönelik şiddet önemli ve dikkat çekilmesi gerekilen bir duraktır. Belki bundan birkaç yıl sonra Namus Oyunları’nda hiç tiyatro görmeyebilirsiniz. Önümüzdeki dönem için “Manifesto Maratonu” diye bir fikrimiz var. Bu tür üretimler, kurgulanmış bir tiyatro üretiminden daha dramatik geliyor bize.”

“Kadın konusu çok geniş bir konu. Sanat bunu tartışmakta eksik kalıyor”  

Tam da bu noktada kadına şiddet gibi bir konuda akademisyenler ve sivil toplum örgütleri daha somut örneklerden bahsederken, çağdaş sanatın daha soyut bir noktada kaldığı sorusu geliyor akla. Övül Avkıran bu fikre katılmadığını şu sözlerle belirtiyor: “Biz de aramızda aynı şeyi tartışıyoruz. Ben bu fikre katılmıyorum. Bir acıyı size hissettirebilmek için gerçeği de kullanabilirim veya sanatın gücünden yararlanarak aynı acıyı başka bir şekilde sorgulatabilirim. Kadın konusu çok kapsamlı olduğu için tiyatro gösterilerinde konuyu ancak bir noktadan ele alabilirim. Ama buna başka disiplinler eklenince daha tamamlayıcı oluyor. Sanat bunu karşılamıyor diyemem, eksik kalıyor demek daha doğru.”

“Amacımız Festival izleyicilerini elitist bir kitleyle sınırlandırmamak”

Kadına yönelik şiddetin gelir seviyesi düşük ve toplumun daha alt sosyo-ekonomik katmanlarında görüldüğü verilerinden yola çıkarak, sanatın ve sanat izleyicisinin daha elitist yaklaşımıyla çelişki oluşturması, Namus Oyunları Festivali’nin ulaşılmak istenen toplumsal etkisine gölge düşürdüğü kaygısı ise kaçınılmaz. Bu noktada Övül Avkıran, Festival programının biraz daha geniş kapsamlı olmasının sebebinin, hedef kitleyi elitist yaklaşan çağdaş sanat izleyicisiyle sınırlandırmamak, daireyi genişletmek olduğunu söylüyor.  Bu sene sığınma evlerinden bir fon bularak sivil toplum örgütleri aracılığıyla gelir seviyesi düşük kadınlara ulaştıklarını belirten Mustafa Avkıran, “Fondan gelen parayla araç tahsis edildi ve kadınların etkinlikleri ücretsiz izlemelerini sağladık. Ama bir şeyi atlamışız, akşam düzenlenen etkinliklere eşleri izin vermediği için gelemeyen birçok kadın vardı. Bir sonraki sene matineler koymayı planlıyoruz. Eğer bu matinelerle de istediğimiz sonuca ulaşamazsak oralara gitmeyi düşünüyoruz. Her sene yeni bir şey öğrenip, bu öğrendiklerimizi uyguluyoruz.”

“Batı’daki birçok kadın kendisine uygulanan şeyin şiddet olduğunun farkında değil”

Şiddetin sanıldığı gibi sadece Doğu’da değil; Batı’da ve gelir seviyesi yüksek kadınlar arasında da yoğun olarak görüldüğünü ifade eden Övül Avkıran, garajistanbul’un izleyici kitlesi içindeki her üç kadından birinin psikolojik veya fiziksel şiddete maruz kaldığı iddiasını ortaya atıyor: “İsviçre’de “Oyunu Bozuyorum”un prömiyerini yaptıktan sonra bana dedikler ki ‘Çok etkilendik ama bizim böyle bir sorunumuz yok. Bu Doğu’nun sorunu, siz bunu Doğu’da oynayın.’ İsviçre’deki kadın sığınma evlerinin başkanı kalkıp istatistikleri okuduğu zaman durumun tam tersi olduğu ortaya çıktı. İstanbul’da oyunun prömiyerini yaptık, çok beğendiler ama ‘Keşke Doğu’ya götürseniz’ dediler. Kime göre Doğu? İsviçre’ye göre İstanbul Doğu, İstanbul’a göre Ankara Doğu… Ben herkesin yapabileceği bir şey olduğuna inanıyorum ve bu anlayışla hareket ediyorum. Batı’daki birçok kadın kendisine uygulanan şeyin şiddet olduğunun farkında bile değil."
 
“Biz garajistanbul’la birlikte iletişim kurmayı öğrendik”

Kadın ve şiddet konularından nispeten sıyrılarak garajistanbul’un sanatsal çerçevesine yöneldiğimizde, mekanın kuruluşu sırasında yayımlanan manifestodaki “Ezberi bozuyorum” cümlesi dikkatimizi çekiyor.
Bu ezberin neyi tanımladığını Övül Avkıran şu sözlerle açıklıyor:
“Biz sanatçılar hep parasızlıktan, yoksulluktan yakındık. garajistanbul’la birlikte artık bu söylemi bırakmanın zamanının geldiğini; eğer bir hareket, bir eylem yapılacaksa içimize işlemiş, ezberlenmiş bu söylemden vazgeçmek gerektiğini dile getirdik. Eğer para yoksa parayı bulmanın yollarını öğrenmek zorundayız. Eğer basınla, devletle, yerel yönetimlerle, sermayeyle, her anlamda iletişim kurulamıyorsa bunu öğrenmemiz gerekiyordu. garajistanbul’la birlikte neler değişti diye sorarsak, biz iletişim kurmayı öğrendik. Basın çok büyük destek verdi. Bugün garajistanbul diye bir yer varsa basının bunda çok büyük bir payı vardır. Sermayeyle ilişki kurmayı öğrendik. Bunları bir taviz olarak görmedik. Ne yaptığımız işleri yumuşattık ne dilimizi törpüledik. Sadece onlara ne yaptığımızı ve onların da bunu desteklemesinin gerektiğini anlattık. Kendimizi anlatmayı öğrendik.”

“Biz siyaset yapmıyoruz; politik tavrımızı sergiliyoruz”

Garajistanbul’dan önce 1995 yılında Antalya’da 5. Sokak Tiyatrosu’nu kuran ve Ankara’dan İstanbul’dan, yurtdışından sanatçıların gelip çalışmalar yapmasını sağlayan Avkıran çifti, 5. Sokak Tiyatrosu’yla onuncu yıllarına ulaştıklarında artık sadece tiyatro değil; çağdaş sanatın birçok alanında yaptıkları çalışmaları 10+ ismi altında toplamaya karar vermiş. Mustafa Avkıran, “Onuncu yıldan sonra yapılan her şey anlamına gelen 10+ nelerle ilgilenir?” sorusunu şu sözlerle yanıtlıyor:
“10+’nın tek ilgi alanı var: politik olanla, yeniyle ve şimdiyle, burada olanla ilgilenir. Tek başına tiyatroyla, yazılı metinlerle pek ilgilenmez. Gerçeğin tiyatrosunu arar. Canımızı yakan her türlü meseleyle ilgilenir ve bunlarla ilgili üretim yapar. Bizi hayatta ne rahatsız ediyorsa, onları üretim alanı olarak görür. Tiyatroyu da bir eylem alanı olarak seçer. Biz siyaset yapmıyoruz; politik tavrımızı, tepkimizi sergiliyoruz.”


Anasayfa | Bağlantılar | Hakkımızda | İletişim | Site Haritası Gsü Bim 2010 & Ver. 1.0.0.3