Suya sabuna dokunun


 
Ülke genelinde panik içinde grip A aşısı olmanın mı olmamanın mı hayati tehlike taşıdığına siyasi liderlerin pratikleri üzerinden karar vermeye çalışaduralım, GSÜ henüz dezenfekte edilmedi, önerilen geleneksel yöntemler içinse tuvaletlerde sabun ve söz verildiği şekilde tuvalet kağıdı yok.

Haber: Özgür Erdem Uzun Deniz Güneli
 

Dünyada iki yüzden fazla ülkeye yayılan ve yaklaşık on bin kişinin yaşamını yitirmesine neden olan domuz gribi, Türkiye’de de güncel verilere göre 507 kişinin ölümüne sebep oldu. İstanbul, Anakara ve Konya virüs nedeniyle ölümlerin en çok görüldüğü iller. Aşı olmanın hastalıktan korunmak için bir yol olup olmadığına karar vermede hala “devlet büyüklerinin” kişisel tercihleri etkiliyken, medya da her salgın hastalık durumunda olduğu gibi kamuoyunu doğru bilgilendirmektense korku ve panik salmayı uygun buluyor. Son olarak Obama “bile” aşı oldu da hepimiz bir nebze olsun rahatladık! O kadar uzağa gitmeden, GSÜ çevresinde olay nasıl algılanıyor ona bakalım.

Domuz gribi, H1N1 ya da diğer adıyla Grip A; 1918 yılında görülen İspanyol gribinin devamı niteliğinde. Şu ana kadar dünya çapında yaklaşık 191 ülkede ortalama 800,000 kişide görüldü, 8238 kişi H1N1 virüsü nedeniyle yaşamını yitirdi. Başlıca belirtileri arasında ateş, öksürük, boğaz ağrısı, vücut ağrısı, baş ağrısı, üşüme hissi ve yorgunluk gelen domuz gribinin solunum yoluyla bulaştığı için belirli bir korunma yöntemi yok. Önlem olarak el temizliği, maske kullanımı ve aşılar gündemde. Peki bu yöntemler ne kadar etkili? Bu konuda bilgilerini aldığımız Op. Dr. Macit Umul’a göre, Korunmanın en iyi yöntemi, geleneksel yöntemlerle yapılan temizlik ve eldeki mikroorganizmaları yüze ve vücudun diğer açık bölgelerine taşımamak.
Umul’a göre, son zamanlarda sıkça kullanılan el temizleme jelleri, sabun ve suyla yapılan temizliğin yerini almıyor. Alkol bazlı olan bu ürünler mikropları öldürmüyor; sadece donduruyor. Okulumuzda diğer bazı üniversitelerde yapıldığı gibi bir dezenfekte etme işlemi yapılıp yapılmadığını sorduğumuzda aldığımız yanıt şu ana kadar böyle bir çalışma yapılmadığı yönünde. Bunun en önemli nedeni dezenfeksiyonun uzun süreli bir koruma sağlamaması. Bu işlem sadece sekiz saat etkili oluyor ve sonrasında mikroplar tekrar çoğalıyor. Umul, ilk ve ortaöğretim kurumlarının öncelikli olarak dezenfekte edilmesinin normal olduğunu söylüyor çünkü bu yaşlardaki kişiler domuz gribi riski taşıyan grupta yer alıyorlar. Üniversiteler ve toplu taşıma araçları gibi ortak toplumsal alanları ise dezenfekte etmek çok daha zor.

Korunma yöntemlerinden biri olan maskenin amacı, hasta olan kişinin mikropları diğer insanlara aktarmasına engel olmak. Umul’a göre eğer hasta değilseniz maske takmak gereksiz. Salgından korunma yöntemi olarak uzmanlar kişisel temizliğin önemini vurgularken GSÜ tuvaletlerinde artık görülmeyen tuvalet kâğıtları veya sabun kutularının boş olması ise dikkat çeken başka bir nokta.

Tüm bu gelişmelerin gölgesinde domuz gribi tartışmaları aşı üzerinde yoğunlaştı. Sağlık Bakanı Recep Akdağ’ın aşıya yönelik kampanyalarına karşılık, aşı olmayı reddeden Başbakan Recep Tayyip Erdoğan kamuoyunu bu konuda bölmüş durumda. Domuz gribinden korunmak için aşı olmak gerçekten gerekli mi; yoksa 44 milyon doz aşının boşa gitmemesi için yapılan ekonomik bir faaliyet mi söz konusu? Kamuoyunu aşı olmaya teşvik etmek amaçlı alınan, hastalığın bilançosunu açıklamama kararı mevcut şüpheleri iyice artırıyor zira böyle bir uygulama tahmin edileceği üzere dünyanın başka bir yerinde yok. Dolayısıyla mesele Obama’yı mı Erdoğan’ı mı rol modeli almalıyız gibi çetrefil bir soruda düğümleniyor!


Anasayfa | Bağlantılar | Hakkımızda | İletişim | Site Haritası Gsü Bim 2010 & Ver. 1.0.0.3