Bienalden geriye kalanlar

İstanbul 11. Uluslararası İstanbul Bienali’ni de geride bırakırken, bizler de bu sayede Brecht’i ve içinde yaşadığımız kapitalist dünya düzenini yeniden düşünme fırsatı bulduk. Her ne kadar Bienalin kendisi acımasız eleştirilere maruz kalmış olsa da, sanat eserlerinin hepsi görülmeye değerdi.

11. Uluslararası İstanbul Bienali 12 Eylül–8 Kasım tarihleri arasında üç farklı mekânda gerçekleşti. Gerçekleşti gerçekleşmesine de bu süre içinde Bienalin başlığı olan "İnsan neyle yaşar?" sorusu ne kadar dillendirildiyse, bir o kadar da "Bienal de ne ki?" soruları dolaşıyordu. Hakikaten bienal de ne ola ki? TDK sözlüğünün de dediği gibi bienal, yılaşırı, iki yılda bir düzenlenen faaliyet anlamına geliyor. Bugün bienaller, sanatın genellikle havalı, hoş, eğlenceli olarak sunulduğu birer "kültürel alışveriş" öğesi oldular. Peki, bizim 11. Uluslararası İstanbul Bienali’nde neler oldu?
 
Bu yıl İstanbul Bienali’nin konusu epik tiyatronun kurucusu sayılan Alman oyun yazarı Bertolt Brecht’di. Bienalin başlığı “İnsan neyle yaşar?” ise Brecht’in Üç Kuruşluk Opera oyunun ikinci perdesinin kapanış şarkısından geliyor. Şarkı Tom Waits, William S. Burroughs ve Pet Shop Boys gibi farklı tarzlarda sanatçılar tarafından sayısız popüler yorumu gerçektirilmiş olmasına rağmen gücünü kaybetmemiş. Kimileri, örneğin Roll dergisi, İstanbul Bienali'nin şarkıyı yağmaladığını düşünse de hem oyun hem de şarkının ortaya attığı sorular sadece kendi döneminin değil, şimdinin de kafa karıştıran soruları. Oyun, 1928 yılındaki galasında büyük bir başarı kazanarak toplumsal ve siyasi değişimin bir aracı olan tiyatroda devrim niteliğinde değişikliklerin yolunu açmış. Belki de bu soruyu yeniden sormanın tam zamanı. 1929'daki ekonomik krizin ardından dünyayı değiştiren olayların yaşandığı gibi bugün de küresel ekonomik krizin getireceği korkularla yaşıyoruz. Hatta Bienalin küratörlerine göre bugün "İnsan neyle yaşar?" sorusu Brecht tarafından ortaya atıldığı tarihlerden bile daha büyük bir aciliyet ve güncellik taşıyor. 
 
Dört Hırvat solcu kadın
 
Peki, kim bu küratörler? WHW (What,How & for Whom) çalışmalarını Hırvatistan'ın Zagreb kentinde sürdüren bir küratör kolektifi ve kar amacı gütmeyen bir görsel kültür kuruluşu. WHW 1999'da Ivet Durlin, Ana Deviç, Nataša Iliç ve Sabina Saboloviç tarafından kuruldu. WHW ismini 2000 yılında ilk projeleri olan Komünist Manifesto’nun başlığını oluşturan sorulardan alıyor. Ama bu sorular onların sadece ismi değil aynı zamanda düsturu olmuş. Zaten 11. Uluslararası İstanbul Bienali’yle ilgili kimilerinin kafasını karıştıran sorular da buradan doğuyor.
  "Marx'ı, Brecht'i tartışan bir toplum, tartışmayan bir toplumdan daha iyi bir noktadadır"
 
Bienal Brecht'ten yola çıkan solcu bir içeriğe sahip. Ama Brecht'in bu anti-kapitalist söylemine karşın Bienalin sponsorluğunu Koç Holding’in yapması birçoklarının kafasını karıştırdı. Bienale girer girmez göreceğiniz ilk afişin üstünde Brecht&Weill ikilisinin şarkısında geçen "Banka soymak nedir ki banka kurmanın yanında!" sözü yazıyor. Ama şu çelişkiye bakın ki aynı afişin altında Koç logosu bulunuyor. Kimileri bunun Koç Holding için bir vicdan rahatlatma aracı olduğunu söylese de işin aslını WHW'nin kurucuları şöyle anlatıyor:

"Evet, ortada bir sorun var ve biz bu sorunun içinde yol almaya çalışıyoruz. İnsanlar Koç logosunun yanında çiçek-böcek konulu işler görselerdi daha mı mutlu olacaklardı? İnsanların bu sergilerden bir şeyler alacağını düşünüyoruz. Brecht toplumun ilgisini hak ediyor. Ve bu Bienal Brecht'ten taviz vermiyor. Brecht bir ana akım sergide yer aldığı için değerinden bir şey kaybetmez. Öte yandan, ana akım medyada, örneğin Marx ve Brecht tartışılıyor. Ve bizce Marx'ı, Brecht'i tartışan bir toplum, tartışmayan bir toplumdan daha iyi bir noktadadır."
(Röportaj: Yücel Göktürk - Ulus Atayurt - Erden Kosova, Express, Eylül/Ekim 2009)
Kısacası bu sorunsalın cevabı çok net: neoliberal politikaların şekillendirdiği günümüz dünyasında kurumlardan, sponsorlardan gayrı bir sanatsal pratik içinde sesini duyurmak o kadar kolay değil.

Meselesi olan işler
 
Bunlar Bienalin varlığının meydana getirdiği sorunlardı. Peki ya Bienali meydana getiren sorunlar neler?
Şarkının işlediği tema; zenginlikle yoksulluğun, besin kaynaklarıyla açlığın dağılımı, siyasi manipülasyonlar, cinsiyete dayalı baskı, toplumsal normlar, nabza göre ahlak, dine dayalı ikiyüzlülük ve baskıya boyun eğmedir. Bienal bu temayı güncelleştirerek küresel kapitalizmin etkileriyle Avrupa'da çalışma koşullarının değişmesi ve yabancı işçiler sorunundan, az gelişmiş ülkelerde kadınların durumuna kadar genişleyen bir yelpaze içinde ele alıyor.

Bienal’deki eserler medyada izlediğimiz haberleri daha derinlikli ve duygulu anlatırken, olayları da başka bir açıdan görmemizi sağladı. Bu sayede dönüp bir kez daha baktık dünyaya. Gördüğü manzaradan memnun kalan var mı?


Anasayfa | Bağlantılar | Hakkımızda | İletişim | Site Haritası Gsü Bim 2010 & Ver. 1.0.0.3