Türban serbestisi YÖK'ün işi mi?




Üniversitede yıllardır süren, türban kullanımı tartışmaları, Ekim ayında YÖK Başkanı Yusuf Ziya Özcan’ın yazılı açıklamasıyla, üniversite yönetimi ve öğrencileri karşı karşıya getirdi. Yükseköğretim kurumlarına türbanla girilebilmesinin yolunu açan bu yazı, kimilerine göre anayasanın ‘de facto’ olarak çiğnenmesi anlamına geliyor, kimine göreyse geç kalmış bir insan hakkı uygulamasının yolunu açtı.
 
Haber - Fotoğraf: Gözde Kazaz, N,lay Vardar

Başörtü/türban* yükseköğretim kurumlarında kullanımı tartışmalarının alevlendiği bu dönemde, hukuki sürecin yakın geçmişini hatırlamakta fayda var:

Üniversitede başörtüsü yasağı, Anayasa Mahkemesi’nin 1989 ve 1991 tarihli kararlarından kaynaklanıyor. 9 Şubat 2008’de, hükümet, MHP ve DTP’ den aldığı destekle üniversitede başörtüsünün serbest olmasını sağlayacak Anayasa değişiklik paketini meclisten geçirmişti. Değişiklik, anayasanın, ‘’Eğitim ve öğretim hakkı ve ödevi ‘’ başlıklı 42. maddesini ve ‘’Kanun önünde eşitlik’’ başlıklı 10. maddesini değiştiriyordu.

Aradan birkaç hafta geçmeden CHP ve DSP, anayasa değişikliğinin iptali için Anayasa mahkemesine başvurdu. Mahkeme, başvuruyu kabul etti ve anayasa değişikliği böylece askıya alındı.

Üniversitede türban yasağının yeniden ülke gündemine girmesini sağlayan gelişme ise, ekim ayında YÖK başkanı Yusuf Ziya Özcan’ın İstanbul Üniversitesi’ne gönderdiği bir yazı. Yazıda, türbanlı öğrencilerle ilgili olarak ‘öğrencilerin hiçbir şartta dersten çıkarılmayacağı ve tutanak tutulması gerektiği’ bildiriliyor, aksi bir uygulamada öğretim üyesi hakkında soruşturma açılacağı belirtiliyordu. Özcan, türbanlı öğrencilerin dersten çıkarılması halinde, YÖK’e bir dilekçe göndererek şikayetçi olmalarını da ekliyordu.

Söz konusu ‘yazı’nın medyada yer almasının ardından, yine kamusal alan, laiklik ve mahalle baskısı tartışmaları başladı

Galatasaray Üniversitesi’nde durum nedir ?

Geçen yılın mayıs ayında rektör Prof. Dr. Ethem Tolga’nın sözlü kararıyla türbanlı öğrencilerin kampüse girmesine izin verildi. Ancak derse girmeleri fakültelerin insiyatifine bırakıldı. kampuse türbanlı öğrencilerin girebilmesi kararı, okulların kapanmasına yakın, mayıs ayında alındığı için aslında okulda çok da fark edilmedi ve tartışılmadı. Ekim ayında YÖK başkanının kararıyla türbanlı öğrenciler hem kampüse hem de derslere girmeye başladı.

Tüm olup biteni, konunun muhatabı rektörlükle konuşmak istedik, ama ne rektör Prof. Dr. Ethem Tolga ne de rektör yardımcısı Prof. Dr. Nemci Yüzbaşıoğlu, bu konu hakkında açıklama yapmak istemedi.

Üniversitemizde iki elin parmağını geçmeyen sayıda başörtülü öğrenci bulunuyor; ama yaptığımız söyleşilerden öğrendiğimize göre üniversite dışında başörtülü olup da hala üniversitede takmayanlar da varmış. Biz türbanlı öğrencilerin hepsiyle konuşmak istedik ama isim ve fotoğraf kullanmayacağımızı söylememize rağmen genellikle konuşmak istemediler.

Radikal Gazetesi’nin incelemesine göre 5 Ekim öncesi 32 üniversitede türban yasakken, 5 Ekim sonrası bu sayı 14’e düştü. Bazı üniversitelerin rektörleri yasağın kesinlikle devam edeceğini söyledi, bazı üniversitelerin sadece kampusünde serbest, bazılarında ise hocanın insiyatifinde. 22 Ekim tarihinde Yıldız Teknik Üniversitesi’nde türban aleyhine afiş yüzünden kavga çıktı, birçok öğrenci gözaltına alındı. Tüm bu gelişmeler etrafında, üniversitemizin kadın hocalarına ve başörtülü öğrencilere YÖK’ün kararıyla birlikte üniversitede türban serbestliğini sorduk.

*Dosyayı hazırlarken kafamızı kurcalayan sorulardan biri şuydu: türban mı diyelim başörtüsü mü? Neticede politikacıların kendi siyasi iklimlerine göre anlamlar yükledikleri bu ikili kullanımın çok da kayda değer olmaması gerektiğini düşündük. Yani hem türban, hem başörtüsü.

“Başörtülü ya da başörtüsüz olmak bir gruba ait olma konusunda yeterli bir ölçüt oluşturmaz.”

Prof. Dr. Füsun Üstel:
 
İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi

Siyaset Bilimi Bölüm Başkanı

Üniversiteye türbanlı öğrencilerin girebilmesini “ üniversitelerde özgürleşme“ adına bir adım olarak görebilir miyiz yoksa bu sadece belli bir gruba verilmiş bir özgürlük müdür ?

Başörtülü öğrencilerin üniversiteye girebilmesi, kadın öğrencilerin eğitim hakkı önündeki engelin kaldırılmasıdır. “Üniversitelerde özgürleşme” ise, çok daha geniş boyutlu, hak ve özgürlüklerin teslim edildiği, her düzeyden katılımcılığın teşvik edildiği, karar alma süreçlerinin demokratikleştiği bir ortamı gerektirir.

Sorunuzun ikinci bölümünü oluşturan “belirli bir gruba verilmiş özgürlük” ifadesinin problemli olduğunu düşünüyorum. Zira başörtülü olmak ya da olmamak mutlak bir duruma gönderme yapmaz, bir gruba ait olma konusunda yeterli bir ölçüt oluşturmaz. Bu ayrım, kadın bedenine devletin kurumsal müdahalesini meşrulaştırma adına, kadınların çeşitliliğinin inkârından fayda sağlayan bir iktidar stratejisidir.

Sizce türban problemi, söz konusu YÖK kararıyla temelli olarak çözüldü mü? Bu sürecin devamını nasıl görüyorsunuz?

YÖK’ün kararı başörtüsü meselesini daha da kaotik bir ortama terk etti. Başörtülü öğrencilerin eğitim hakkının engellenmemesi, YÖK’ün her zaman olduğu gibi bugün de keyfi davrandığı gerçeğini ortadan kaldırmıyor. Bence süreç, şimdi başlıyor. İkna odalarından, başörtüsünün çıkarıldığı odalara, şimdi de sınıflara geçildi. Artık başörtülü öğrenciler, diğer öğrencilerle ve öğretim üyeleriyle karşı karşıyalar. Uygulamada karşılaşılacak sorunlarla gerginliklerin daha da artacağından kaygılıyım.

Galatasaray Üniversitesi özelinde, YÖK’ün kararı sonrası öğretim üyeleri arasında nasıl bir fikir alışverişi yaşandı ?

Bu tür bir tartışmaya ve fikir alışverişine tanık olmadım. Sanırım herkes bir diğerinin başörtüsü konusunda ne düşündüğünü tahmin ettiğinden, bu tür bir fikir alışverişinden kaçınıyor. Daha çok aynı görüşte olanlar, görüşlerini güçlendirmek için birbirleriyle konuşuyorlar. Çalışanlar arasında iyi ilişkilerin korunmasına imkân sağlayan bu durumun, bir başka yönüyle demokratik bir tartışma ve müzakere kültürü geliştirmek açısından sorunlu olduğunu düşünüyorum.

 

“Toplumda konsensüs olduktan sonra zaten yasa değişir”

Doç. Dr. Melike Batur Yamaner

Hukuk Fakültesi

Genel Kamu Hukuku Ana Bilim Dalı Başkanı

YÖK’ün kararını hukuki olarak nasıl değerlendirmek gerekiyor ?

YÖK başkanının kararı münferit bir sorunun cevabıdır. YÖK’ün gönderdiği bu yazı ile - ki kendisine “ karar” ya da “genelge” de diyemeyiz- türbanlı öğrenciyi derse almayan hocaya soruşturma açılması öngörülüyor. Bizim yapabileceğimiz ise türbanlı öğrenci hakkında tutanak tutup dekanlığa vermek. Dekanlık da öğrenci hakkında soruşturma açılıp açılmamasına karar veriyor, ama türbanlı öğrenciyi almama gibi bir yetkimiz yok. Tabii şu anki YÖK ve iktidar altında böyle bir soruşturma açılması mümkün değil. Kimse böyle bir riske girmek istemiyor haliyle.

Galatasaray Üniversitesi içinde bu

konu nasıl tartışıldı ?

Bu konu senatoda tartışıldı, kimse aksi yönde düşünce belirtmemiş. Senatonun bu konu hakkında karar alma yetkisi yok. Her şey sözlü olarak ilerliyor, çünkü ortada Anayasa Mahkemesi kararı varken kimse yazılı bir şey ortaya koyamaz, yoksa suç işlemiş olur.

Öğretim üyeleri de ‘biz polis miyiz rektör karar verdikten sonra biz ne yapalım?’ diyorlar. Öğrenciye de ‘sen çık, çıkma’ denemez. Derste öğrenciyle karşı karşıya gelinmemeli, çünkü bu sınıfın da barış ortamını bozacak.

Bu durumda ne olacak? Bir sonraki adım yasal düzenlemeye gitmek midir?

Bazen hukuk toplumsal gelişmelerin gerisinde kalabilir. Öncelikle, türban konusunda toplumda bir konsensüs var mı o tartışılmalı.

Türkiye açısından bakarsak, dramatik bir değişim olacak; türbanlı öğrenciler okula gelecek, sonra bu öğrenciler ne yapacak? Türban serbestliği sadece üniversite ile sınırlı mı kalacak yoksa diğer alanları da mı kapsayacak?

Şu anda bu konu sadece üniversitede türban sorunu olarak takdim ediliyor. Fakat, kamu hizmetinde de türban kullanımıyla ilgili bir konsensüs var mı bu belli değil. Toplumda konsensüs olduktan sonra zaten yasa değişir, o zaman herkes buna uymak zorundadır. Ama şu anda ‘de facto’ bir uygulamayla bu yasağı delerek toplumu germenin ne alemi var?

Türban serbestisini, üniversitede bir özgürlük olarak değerlendirebilir miyiz ?

Hayır. Her şeyi bağlamı içerisinde değerlendirmek gerekiyor. İnsan hakları evrenseldir, ama Türkiye dinamiğini de göz önünde bulundurmamız gerekiyor. Türban serbest bırakılınca daha mı özgür olacağız yoksa bir kesimin üzerinde daha çok mu baskı olacak? Galatasaray Üniversitesi özelinde baskı oluşturmaz, ama Türkiye geneline bakarsak muhafazakar yerlerde başı açıklar üzerinde korkunç bir baskı oluşacak.

“Yasal düzenlemelerden çok, kafalardaki ötekileştirici algının kalkması önemli”

G a l a t a s a r a y Üniversitesi’nden bir türbanlı öğrenci

Okulda türban takmayı ilk bu sene mi denedin?

Geçen sene denedim, finallere bir ay kala. 3 öğrenci, rektörle görüşmeye gittik. Yasağın, bazı üniversitelerde uygulanıp bazılarında uygulanmamasının bizi mağdur ettiğinden bahsettik. Karar vermek rektörlere bağlıydı. Rektör kampüse girebileceğimizi söyledi ama kampüse girdikten sonra insiyatif öğrencilere kalıyordu. Hocalar da ne yapacağını bilmiyordu. Ben derse de girdim. Bazı hocalarım kabul etti. Bazıları ‘hukuki yasak var, uygulamak zorundasın’ dedi. Bu durum karşısında hocamız dekanlıktan toplantı talep edeceğini söyledi. Yönetimden derse türbanla girilmeyeceği kararı çıktı. 3 günlük bir özgürlüğün ardından,başörtüsüyle serbestçe girebilmişken, lütfedilen bu hakkın elimden alınması benim için onur kırıcıydı. Düşünsenize insanlar sürekli üzerinizde, nasıl giyineceğiniz ne yapacağınızla ilgili takdir hakkı kullanıyor. Bunun üzerine eskisi gibi peruk takmak istemedim. Bir süre sonra başörtüsü üzerine şapka takıp geldim.

Peki sence artık her şey belirgin ve istikrarlı mı? Yoksa kendini hukuki bir tehdit altında hissediyor musun?

Hukuki olarak yine tehdit altındayız. Bu Türkiye’deki hukuk algısından kaynaklanıyor. Anayasa ve kanunlarda bu durumu yasaklayıcı bir hüküm yok, aksine kılık kıyafet özgürlüğü var. Yasak, Anayasa Mahkemesinin “Yürürlükteki kanunlara aykırı olmamak kaydı ile; yükseköğretim kurumlarında kılık ve kıyafet serbesttir.” hükmünü daraltıcı şekilde yaptığı yoruma dayanıyor. Oysa Anayasa Mahkemesinin herhangi bir özgürlüğü daraltıcı yorum yapması da hukuka aykırı bir durum. Uzun yıllar bu yasak laiklik ilkesine dayandırıldı, ancak asıl tam da laiklik ilkesi gereği bu yasak olmamalıydı. Aslında yasal anayasal düzenlemelerden çok kafalardaki ötekileştirici algının kalkması önemli.

Öğrencilerin ve hocaların tepkisi nasıldı ?

Bu sene tepki olmadı. Kaldı ki vazgeçmeyi düşünmem. Arkadaşlarıma gelince zaten görüşümü biliyorlardı. Bu duruma karşı olanlar olsa da yine de olumsuz bir tepki veren ya da en azından yüzüme karşı eleştiride bulunan olmadı. Bu biraz psikolojik de bir durum. Üniversitede az sayıda türbanlı öğrenci var ve özellikle insanlar sizi tanımadığında çok yabancıymışsınız gibi yaklaşıyorlar. Ancak fiziken sizi tanıdıklarında böyle olmuyor.

Eklemek istediklerin?

Bu sorun sadece üniversiteye girsinler bari şeklinde çözülemez. Bütünlükçü yaklaşılmalı. Ben hukuk okuyorum, yanımdakiler gibi bu okulu kazandım ve geldim. Ama mezun olunca büyük bir belirsizlik var önümde. Hakim,savcı ve akademisyen olamayacağım. Tek şansım özel büroda çalışmak. Çok adaletsiz, sonra ne olacak? Kamuda hizmet verenler tarafsız olmalı deniyor. Başörtün olması taraf olmak demek değil. Herkesin dini ve siyasi bir görüşü var. Önemli olan bunu yansıtmamak, adil olmak. Kaldı ki başörtüsü meselesinde yıllardır uygulanan bir devlet baskısı var.Yıllar boyu devam eden bir ötekileştirme,dışlama, değiştirmeye çalışma. Dolayısıyla kamusal alanda bize karşı taraflı olunduğunu hissetmemiz daha beklenen bir sonuç. Bu psikolojiyle bakarsak başörtülü bir kadın için de başı açık bir hakimin vereceği kararın taraflı olma ihtimali var. Dediğim gibi hizmet alan veren ayrımı yanlış, önemli olan ötekileştirici bir algıyla yaklaşmamak.

“Ataerkil söylem, kadınlar üzerinden iktidar alanı kuruyor”

Doç. Dr. Hülya Uğur Tanrıöver

İletişim Fakültesi

Radyo Televizyon Sinema Ana Bilim Dalı Başkanı

Üniversiteye başörtüsüyle girilebilmesi kadının özgürleşmesi adına bir adım mı sizce?

Kesinlikle bir adımdır. Belirtmem gereken tek bir şey var: yüzü, kimliği görünecek ve insanlarla iletişim kurabilecek durumda olduğu sürece kişilerin istedikleri şekilde okula gelebilmeleri taraftarıyım. Zaten başörtüsü dışında her tür kıyafet serbestken neden başörtüsü yasak olsun? Feminist duruşumu ön plana çıkarıyorum ve şöyle diyorum: lütfen insanlar, özellikle de ‘erkek’ söylemi, kadınların giyimi üzerinden kendi iktidar alanlarını kurmayı bıraksınlar. Bunun sadece erkekle değil patriarkal ideolojiyle de ilgisi var tabi, bunu savunan kadınlar da var. O yüzden ‘erkek söylemi’ tabirini, biyolojik cinsiyet olarak erkeğe mal edemeyiz.

Jargon olarak ikili bir durum var ortada: başörtüsü ve türban. Sizce hangi kelimenin kullanıldığı önemli mi?

Bence tüm bunlar, o patriarkal söylemin ürettiği yapay laflardır. O zaman orta yerde bir şey bulalım ve eşarp diyelim. Türban mevzusunda çarpışan iki totaliter söylem var: biri çarpık bir jakobenik modernist söylem, diğeri de aleni olmasa da teokratik söylem.

Galatasaray Üniversitesi özelinde, başörtüsüne bakış hangi hassasiyetler üzerinden yürüyor?

Kurumların tarihlerini göz ardı etmemek lazım. Bunu sadece Galatasaray Üniversitesi öğretim üyesi olarak değil, ailemin 4. kuşak Galatasaray lisesi mezunu biri olarak söylüyorum. Türk modernleşmesinde Galatasaray Lisesi’nin bir eğitim kurumu olarak özel bir rolü var. Tabii modernleşmeden ne anladığımız da ayrı bir konu. Türkiye tarihine baktığımızda bu süreci daha jakoben,daha sert üsluplu ve tek tipleştirici bir modernleşme eksenine kaydığını biliyoruz. Galatasaray kurumu da bundan biraz etkilenmiş olabilir.

Galatasaray her zaman batıya açılan bir pencere olarak görülmüş bir kurum, batıya açılan pencerede de başörtüsüne yer yok. Tarihsel olarak baktığımızda da şöyle bir fikir yerleşmemiş: insanlar modernliğin tüm nimetlerinden yararlanırken türban da takabilir ve sakal da bırakabilir..

Ama Galatasaray Üniversitesi özelinde şunu belirtmeliyiz: üniversite dediğimiz kurum, ideal olarak, farklı düşüncelerin çatıştığı bir yerdir, bizim üniversitede de böyle bir durum var. Diğer çoğu üniversitede, iktidar alanları için çeşitli kavgalar dönüyor, o yüzden farklı fikirlerin biraradalığı her zaman mümkün olmuyor. Farklılıkların çatışması her zaman iyidir, dinamizm böyle doğar.

“Derslerden çıkarılma korkusu yaşadım”

Galatasaray Üniversitesi’nden bir türbanlı öğrenci

Kampüse ilk olarak ne zaman başörtüsüyle girdin?

İlk olarak okulun ilk haftasında, 5 Ekim’de başörtülü olarak okula girdim. Geçen yıl, okul içine girilmeye başlandığını duydum ama cesaret edememiştim.

Geçen mayıs ayında, okula başörtüsüyle girmekteki çekincen neydi?
 
O zaman okula girmekte sorun yoktu ama sınıfa girerken hocanın inisiyatifindeydi derse alınıp alınmamak. Bu durumun, hoca ve öğrenci arasında bir soruna dönüşmesini istemedim. Eğer geçen sene okula ve sınıfa başörtüsüyle girmeye kalkıp engellenseydim benim için yıldırıcı olurdu, hatta okulu bırakmama dahi neden olabilirdi. Rencide edici bir durum sonuçta. Başörtüsünü güvenlikte çıkarıp okula girmek başlı başına zor bir durum psikolojik olarak.

Bu yıl ne değişti senin için?
 
Bu yıl, okulda birkaç başörtülü arkadaşı görünce okulun girişindeki güvenlikte sorun yaşamadıklarını anladım. Diğer üniversitelerde de girenler olduğunu duydum ve ben de başörtülü girmeye karar verdim.

Diğer başörtülü öğrencilerle birlikte alınan bir karar değildi öyleyse?

Hayır, Galatasaray Üniversitesi’nde fazla türbanlı öğrenci yok zaten. Var olan öğrencilerin de hepsini tanımıyorum.Birlikte karar alıp hareket etme gibi bir durumumuz olmadı.

Kamopüse türbanla girmeye başladığın dönemde, okul içinde herhangi bir sorunla karşılaştın mı?

İlk başlarda, sınıf kapısını çalarken hocalar tarafından dersten çıkarılır mıyım korkusu yaşadım. Fakat okula türbanla girmeye başladıktan sonra, hocalarla böyle bir sorun yaşamadım. Eleştirilere maruz kalmadım, arkadaşlarım türban taktığımı biliyordu zaten. Sadece, başörtülü olup da okul içinde takmayan bir arkadaşım tarafından, ‘Nasıl cesaret ettin?’ şeklinde eleştirildim.

Sence başörtüsü yasağı geri gelebilir mi?
 
Yasağın geri gelmeyeceğini düşünsem de hala tedirginim. Kendimi tam olarak rahat hissetmiyorum.

Anasayfa | Bağlantılar | Hakkımızda | İletişim | Site Haritası Gsü Bim 2010 & Ver. 1.0.0.3