Bahar geldi, hoşgeldi!
-

Diğer mevsimlere gelince kılımız kıpırdamıyor da, bahar gelince havasından mı suyundan mı  nedir, bir coşku bir kıyamet. Kış gelince homurdanmalar, yazın küresel olarak yükselen bunaltıcı sıcaklar, sonbaharda melankoliye boğulmaları da hesaba katarsak, bahar gelince içten içe sevinmekle yetinmeyip bir de bayram etmemiz aslında mevsimler arası eşitsizliği derinleştiriyor. Doğanın yeniden doğuşunu temsilen baharın gelişi, bolluk ve bereketin mevsimi ve Anadolu’da yaşayan farklı kültürlerde benzer coşku ve umutlarla kutlanan bayramlara kaynaklık ediyor. Dilek tutmak, ateş yakıp üzerinden atlamak ve dans etmek, bahar bayramlarında gerçekleştirilen kimi ortak ritüeller. Biz de bu sayıda, halkların baharı nasıl karşıladıklarına eğildik. Nevruz, Hıdrellez, Paskalya, Akitu ve Hampartsum bunlardan birkaçı. Pek çok bölge ve inançta kendine yer bulan ve yaygın biçimde kutlanan Hıdrellez’i ise Edirne’den bildiriyoruz, Ahırkapı’yı da es geçmeden. Herkesin baharı bayram olsun, kutlu olsun.

Haber: Ceyda Ulukaya, Eda Günay
Fotoğraflar: Ceyda Ulukaya, Eda Günay, Seda Nur Çınar


EDİRNE'DE HIDRELLEZ

Kakava Şenlikleri, Edirne’de Hıdrellez’in kutlandığı 5-6 Mayıs tarihlerinde düzenleniyor. Hızır ve İlyas’ın yeryüzünde buluştukları gün olarak Romanlar için Ederlezi bayramı. Akşamüstü Sarayiçi’nde yakılan devasa ateşle eğlence başlıyor. Katılım epey yoğun. Etli pilav ve ayran dağıtımı esnasında ciddi bir mücadele söz konusu. Piknik ortamı, takım elbiseli Roman çalgıcılarla, yediden yetmişe herkesin göbek attığı ve hiç bitmeyecekmiş gibi duran bir şölene dönüşüyor. Tam bir bahar havası. Şenliği son birkaç yıldır takip edenler, her yıl eğlencenin ve katılımın azaldığını söylüyor. Bizim için inanması biraz güç. Pikniğin ardından konser var ama biz arka mahallere dalıyoruz. Barutluk mahallesine hafiften bir anason kokusu yayılmış bile. Genç kızlar, gelinlik veya tuvaletler giyinmeye başlıyor ama abartılı biçimde değil. Tarlatanın altında eşofman, üşüyorsa, gelinliğin üstünde hırkası var. Sabaha karşı su kenarına inilecek ve inanışa göre, gelinlik giyenler, bir sonraki yıl evlenecek. Havanın kararmasıyla birlikte, evlerin önünde de ateşler yakılmaya başlıyor, evlerdeki büyük boy müzik setleri sokaklara çıkıyor ve “Çiçekçi Kız”, “Keşanlı Keşanlı” parçaları eşliğinde “Romanların aşkına” bir eğlencedir sürüyor.
Sabah beş civarı  Tunca kenarında aynı enerjiyi yakalamak mümkün. Su kenarından bereket getirdiğine inanılan dallar toplanıyor, evlere asılmak üzere. Erkeklerin cesaret ve güç gösterisi olarak nehri yüzerek geçmesi öngörülüyorsa da, suya giren bir kişi vardı. Sabaha kadar tüketilen alkol oranını düşününce, galiba hayırlısı da buydu. Mahalledeki sohbetlerimizde, eskiden bu yana ritüellerin pek de değişmediğini öğrendik, özellikle yüz yaşında olduğunu söyleyen Hafize teyze bize garanti verdi. Gece gül ağacına çaput bağlamak, altına para koyup dilek dilemek ve sabah o çaputu suya atmak birçoğumuzun bildiği bir pratik. Nehir kenarında gün doğumuna kadar cümbüş devam ediyor. Bu yıl, şenlikteki fotoğrafçı sayısının çok daha fazla olduğu, dolayısıyla bayramın doğallığını gitgide kaybettiği de konuşulanlar arasındaydı. Mahallede çektiğimiz tüm fotoğrafları, mahallenin kahvesine gönderme sözü vererek ayrıldık Edirne’den. Gelirken kafamızda Kusturica’nın Çingeneler Zamanı’ndan kareler ve Bregoviç’in dokunaklı Ederlezi parçası yerini Barutluk’taki yüzlere ve “Çiçekçi Kııız, baksana bana”ya bırakmıştı bile.


Anasayfa | Bağlantılar | Hakkımızda | İletişim | Site Haritası Gsü Bim 2010 & Ver. 1.0.0.3