En Büyük Engel
Van Yardımı, Mavi Kapak Projesi, Arzu Yanardağ ile AIDS söyleşisi gibi etkinliklerle adından söz ettiren Sosyal Farkındalık Kulübü üyelerinden Tutay Nacak ve Melis Güney kulüp olarak yaptıklarını Detay’a anlattı. Okuldaki bürokratik engellere dikkat çeken kulüp üyeleri “Geçen sene okula sunduğumuz görme engelliler için sesli kütüphane projemiz vardı. “Red” cevabını bu yıl aldık; o kadar süre bekledik ki buna bile sevinir hale geldik” diyor.

Röportaj – Fotoğraf: Umur Burak Ayaz

İlk sormak istediğim soru Sosyal Farkındalık Kulübü nasıl kuruldu?
 
Tutay Nacak: Açıkçası, biz sosyal sorumluluk bilincini uyandırma ve değişen öğrenci konseyleri ya da değişen başka her ne varsa ona göre değil, bu bilincin oturduğu bir yerde ve duyarlı insanlarla sürekli olacak bir şey yapmak istedik. Dolayısıyla da bu amacımıza ulaşmak için Ekim 2011’de Sosyal Farkındalık Kulübü’nü kurduk. Zaten biz bu kulübü kurduktan birkaç gün sonra da Van depremi yaşandı ve biz de yapabileceklerimizi göstermek istedik. Birlik olabileceğimize ve bu bilincin oluşabileceğine inandık. Bunu da başardığımıza inanıyorum.

Peki Van depremzedelerine yardım 
projesinde hangi aşamaları izlediniz?

Melis Güney: Van yardımları konusunda öncelikli amacımız GSÜ’yü bir merkez haline getirmekti. Öğrenci sayısı konusunda bir dezavantajımız var, fakat okulun yeri itibariyle özellikle Beşiktaş, Ortaköy ve çevresinden toplanabilecek yardımlarda okulumuzun büyük bir öneme sahip olduğunu düşünüyoruz. Dolayısıyla ilk olarak bu yardım toplama olayını okul dışında da duyurmak istedik ve sosyal medyayı kullanarak insanların dikkatini çekmeye çalıştık. Öncelikle Facebook’ta bir etkinlik açmanın gerekli olduğunu düşündük. Etkinlik sayfasında telefon numaralarımızı paylaştık, bu da yardım etmek isteyen insanların bize ulaşmalarında önemli bir etken oldu. Mesela biz etkinlik açtıktan 2 saat sonra bir kadın beni aradı ve Van’a yardım göndermek istediğini fakat kimseye ulaşamadığından bahsetti ve bu konuda bizim yardımımızı istedi. Zaten bu olaydan sonra da telefonlarımız 2 hafta boyunca hiç susmadı. Bu da aslında yapmak istediğimiz şeyi doğru yaptığımızın bir göstergesi.

T.N.: Bu tarz yardım işlerinde organize olmanın önemini bildiğimiz için diğer okullarla ortak bir yardım organizasyonu düzenlemeye çalıştık. Bahçeşehir Üniversitesi Arama ve Kurtarma Ekibi (BUSAR) ile işbirliğine gidildi ve yardımlar tek bir merkezde toplanmaya başlandı. Bilgi ve Yıldız Üniversiteleri’nden bizimle iletişime geçtiler, bu da kulübümüzün bu konuda ne kadar aktif çalıştığının bir göstergesi aslında. Bu yardımlar daha sonra toplu olarak Van’a gönderildi. BUSAR’dan iki kişi tarifeli uçakla Van’a giderek bu yardımları karşıladılar ve ihtiyaç sahiplerine dağıtımda kilit rolü üstlendiler. Açıkçası kulüp olarak bu işin üstesinden geldiğimize inanıyoruz.

Geçen sene yer aldığınız konseyde Mavi Kapak Projesini geliştirmiş ve tüm okula yayılmasında önemli bir rol oynamıştınız. Biraz da bize bu projeden bahsedebilir misiniz?
 
M.G.: Aslında bu proje İdil Halefoğlu’nun bireysel olarak başlattığı ve geliştirdiği bir sosyal sorumluluk projesi. Van yardımlarında bahsettiğimiz Galatasaray Üniversitesi ayaklı büyüme planını yürütmeye çalıştık. Yani “okulumuzun yeri güzel, etraftan yardım toplayalım, işi büyütelim fakat bunun beyni biz olalım” düşüncesiyle hareket ettik. İdil, Beşiktaş’ta ve Ortaköy’de kafe ve restaurant sahipleriyle, çalışanlarıyla görüşüp projeye destek konusunda onların yardımını istemiş. Okulda da ilanlar ve kutularla öğrencilerin hassasiyetini çekmeye çalıştık ve açıkçası başarılı da olduk. Zira sadece okuldan değil, okul dışından da yardım aldık ve açıkçası bu da yardımların bu kadar fazla olmasını açıklıyor. 

Engelsiz Aslanlar’a da destek veriyorsunuz ve Facebook’ta da bununla ilgili etkinlikler paylaşıyorsunuz. Bunun hakkında bilgi verebilir misiniz?
 
T.N.: Engelsiz Aslanlar, Galatasaray Spor Kulübü’nün 3 kez kıtalar arası şampiyonluk kazanmış tekerlekli basketbol takımı. İlk başlarda maçlara gitmek, takıma destek olmak, sosyal sorumluluk gibi başlasa da öyle bir şey değil. Bu bambaşka bir şey. Oraya gittiğimizde diğer takımların durumlarını gözlemleme ve çeşitli projeler geliştirme fırsatı buluyoruz. Bunun yanı sıra sosyal sorumluluk açısından bakımından incelediğimizde Engelsiz Aslanlar’ın arkasındaki iki büyük okulun Marmara Üniversitesi ve Yıldız Teknik Üniversitesi olduğunu görüyoruz. Bu da bizim bir eksikliğimiz bence. Bu yüzden takıma destek olmayı sosyal sorumluluk olarak görmüyoruz. Ama Engelsiz Aslanlar’dan yola çıkarak birkaç proje geliştirmeye çalışacağız. En basitinden, bu yılki şampiyonlar ligi finali Türkiye’de düzenlenecek ve biz de gerçek bir mücadele örneği olan bu sporun tanıtılmasında katkıda bulunmak istiyoruz.

M.G.: Maça gelen bir daha gelir. Zira egosu olmayan insanları destekliyorsun. Devre arası su almaya gittiğin zaman sporcularla karşılaşabiliyorsun, soyunma odalarına gittiğinde onlara söylemek istediklerini söyleyebiliyorsun. Bu basketbol maçları, egonun olmadığı bir mücadele örneği. Bunu sosyal sorumlulukla bağdaştıracak olursak çoğu zaman engelleri aşmakta zorlanıyoruz ve gücümüzü kaybettiğimiz oluyor. İnsanlarla uğraşmak zor ve yorucu. İşte bu mücadele örneği bizim için de güç bulmanın bir yolu haline geldi ve biz onlardan çok fazla şey öğrendik. İdil amatör olarak Snowboard'lam uğraşıyor ve geçenlerde bir ödül aldı. Ödülünü almaya gittiğinde Engelsiz Aslanlar da oradaydı ve o insanlarla aynı ödülü almak İdil’i çok duygulandırdı.
 
Barikat Film Festivali’ne de kulüp olarak destek veriyorsunuz. Bu etkinlikle ilgili olarak gözlemleriniz, yaşadıklarınız neler?

M.G.: Barikat engelliler için düzenlenen bir film festivali. Bu sene ikincisi Bahçeşehir Üniversitesi’nde düzenlendi ve biz de elimizden gelen yardımı göstermeye çalışıyoruz. Çok amatör bir festival ve ne yazık ki belediyeler de destek vermiyor. Parasızlık ve ilgisizlik altında gayet samimi ve sıcak bir etkinlik yapmaya çalışıyoruz, ama inançlıyız. Geçen seneki festivalde 20 kişi varsa bu seneki festivalde 50 kişi vardı ve seneye belki bu sayı 100’e çıkar. Dolayısıyla gelecekten umutluyuz.

T.N.: Aslında çok başarılı filmler var. Zaman zaman duygu dolu anlar yaşıyoruz. Mesela “Ben Taner” adlı filmde serebral palsi hastası birinin hastalığını duyurmak için ilginç bir yöntem bulması ve bunu uygulaması anlatılıyor. Filmde annenin “Birannenin en büyük korkusu çocuğunun ölmesidir. Benim en büyük korkum ise benim ölmem.” demesi beni iki gözüm, iki çeşme ağlatmaya yetti. Bunun dışında da Lorenzo’nun Yağı, Adımlarla Koşmak, Seksek gibi filmler de gayet güzeldi.

Okul olarak sosyal sorumluluğun neresindeyiz? Karşılaştığınız engeller ve sorunlar neler?
 
T.N.: Açıkçası bu işin önündeki en büyük engel insan. Zira, siz burada insanlara yardım etmek, bir fark yaratmak istiyorsunuz fakat bir takım bürokratik, siyasi engeller karşınıza çıkıyor. Mesela biz, AIDS gününde okulda prezervatif dağıtmak istedik ama bu, okul tarafından “GSÜ öğrencisi bilinçlidir” denilerek engellendi. Onun dışında görme engelliler için sesli kütüphane projemiz vardı, bunu geçen sene okula sunmuştuk, şükür ki bu sene red cevabını aldık. O kadar süre bekledik ki red cevabına bile sevinir hale geldik.

M.G.: Biz bu kulübü kurduk, zira bir şeyler yapmak istiyoruz. En büyük sıkıntılarımızdan biri de duyarsızlık. Bu çok fazla emek isteyen bir iş ve karşılığını alabildiğin bir durum da yok. Dolayısıyla insanlar bu işe pek ilgi göstermiyor. Bu bakımdan ilgisizlik de belimizi biraz büküyor. En basitinden, Engelsiz Aslanlar takmı 3. kez dünya şampiyonu olduğunda, havaalanında hiçbir basın mensubu onları karşılamadı. Nihat Doğan Survivor yarışmasından döndüğünde havaalanında izdiham yaratmış bir milletten bahsediyoruz. Ne yazık ki ucuz popülizme kurban veriyoruz.

Anasayfa | Bağlantılar | Hakkımızda | İletişim | Site Haritası Gsü Bim 2010 & Ver. 1.0.0.3