“Ben Tek Siz Hepiniz diyen adam kaybetmeye mahkumdur”
Türk Edebiyatı’nın genç yeteneklerinden Hakan Bıçakçı son kitabı “Ben Tek Siz Hepiniz”i Detay
Dergisi’ne anlattı.
 
Haber, fotoğraflar: Ebru Tepeler
 
“Hayal ettiğimi yazıyorum” diyen bir yazar Hakan Bıçakçı. Gerçi o, kendisine gönül rahatlığıyla “yazarım” diyen değil; aksine “Kitabının yayımlanmış olması seni çok bir yere götürmüyor” diyenlerden…
 
2002 yılında “Romantik Korku” ile girdi hayatımıza. Bugüne kadar yeri geldi bilinçaltımıza girdi, rüyaları anlattı; yeri geldi sıradan hayatın gerilimli öyküsünü dile getirdi.
 
“Tuhaflığı, tuhaf olmayan ögelerle anlatmaya çalışan” Bıçakçı ile son kitabı “Ben Tek Siz Hepiniz”i ve şahsına münhasır edebiyat anlayışını konuştuk.
 
“Türkiye’nin en verimli genç yazarları” arasında yer almanızdan başlayalım. Bu durum size ne hissettiriyor?
 
Hakan Bıçakçı: Verimlilik aslında benim çok da peşinde olduğum bir sıfat değil. “En verimli” denmek çok da mutlu etmiyor beni. Bütün edebiyat serüvenim içerisinde önemli olan; iyi bir şey yapmak. Bir şeye odaklanmaya çalışıyorum her romanda. O şekilde yazıyorum. Böyle acayip bohem bir şekilde “Dur bakayım ilham geldikçe yazarım” diyen yazarlardan değilim. Kendimi nadasa bıraktığım bir yazarlık serüvenim yok.


Yani, kendinize “Ben yazarım, bu artık benim mesleğim” diyebiliyor musunuz?

Yok, gönül rahatlığıyla “Ben yazarım” deyip arkama yaslanamıyorum. Bir kitabının yayımlanıyor olması seni çok da bir yere götürmüyor. Daha parlak fikirler yayımlanmıyor olabilir. Bundan on sene sonra o kitaplar nerede olacak, önemli olan o. 
 
Gündelik nesnelerden gerilim çıkarma meselesi…

Yeni kitabınızdan bahsedelim: Ben Tek Siz Hepiniz. Kitapta – sizin diğer kitaplarınızda olduğu gibi normal olmayan durumlar belki de en “rahatsız edici şekliyle” anlatılıyor; ama okurken bu anormalliğe gülerek tepki gösteriyoruz.

Evet, doğru. Bir tuhaflık olsun, hem tansiyonu hem de gerilimi olsun diye uğraşıyorum; ama tuhaflığı özünde tuhaf olan şeylerle değil de çok gündelik nesnelerle yaratmaya çalışıyorum. Kendinden zaten gerilimli bir şey olarak kodlanmış vampirler, hortlaklar yerine etrafımızda olanlardan gerilim çıkarma meselesi. Bu bir tür, ben de ilk yapan değilim. Sinemada da David Lynch yapar bunu mesela.

Kitapta vampirler yok; ama örneğin Ninjalar var. Onun yanında bekçiler de var…

Demin söylediklerim daha çok romanları kapsayan bir şey. Öykülere biraz daha farklı bir kafayla bakıyorum. Burada ne yapmaya çalıştığım daha ortada; ama romanlarda bunu gizlemeye çalışıyorum. Orada biraz filtreden geçsin, ne demek istediğim anlaşılmasın kaygısı var. Öykülerde absürd olanı gizleme konusunda elimi açık tuttum. Yani Ninjalar falan da girdi hikayeye.
 
“Ben Tek Siz Hepiniz iddialı bir söylem gibi başlıyor; ama arkasında sıkıntılı bir durum var”
 
Kitabın ismine gelecek olursak, “Ben Tek Siz Hepiniz”deki o “Ben”i kitapta yer alan, çoğunluğa karşı duran kahramanlar oluşturuyor diyebilir miyiz?
 
Evet, kitabın ismi sonradan çıktı. Kitaptaki öyküleri bölümlere ayırırken şunu fark ettim: Bazı öykülerde toplum karşısında tek başına kalmış bireyler var. “Ben Tek Siz Hepiniz” aslında iddialı, güzel bir söylem gibi başlıyor; ama onun arkasında çok depresif ve sıkıntılı bir durum var. O çift anlamlılık hoşuma gitti. “Ben Tek” dünyaya karşı meydan okuma gibi; ama bir yandan da neye meydan okuyorsun? Yenilgi var orada; çünkü “Ben Tek Siz Hepiniz” diyen adam aslında kaybetmeye
mahkumdur.

Kitapta öyküler alıntılarla başlıyor. Ahmet Haşim’den tutun Oscar Wilde’a birçok ismi görüyoruz. Bunları bir araya nasıl getirdiniz?
 
Öyküleri oluşturduktan sonra. Ben alıntı ve özlü sözleri çok seviyorum. Hoşuma giden lafları topladığım defterlerim var. Çok zor olmadı benim için, zaten sevdiğim laflardı. Bazıları öyküleri yazarken aklıma geldi, bazılarını da bittikten sonra buldum.
 
Kitap ne kadar sürede tamamlandı bu
arada?
 
Romanlarım genelde 1,5-2 yıl gibi sürüyor; ama öyküler çok daha uzun sürdü. Eski öyküleri gözden geçirdim, yeni öyküler çıktı. Neredeyse 5 küsur yıllık bir süre aslında.
 
“Okuyucunun zekasını tetikleyen bir şey olsun istiyorum öykülerde”
 
Kitapta öyküler bazen sürprizli bir şekilde
bitiyor. Başka bir şey hayal ediyorsunuz;
ama farklı şekilde son buluyor.
Okuyucuyu ters köşeye yatırmayı
da seviyorsunuz…
 
Evet, o, okuyucunun pasifize olmasını istemememden kaynaklanan bir şey. Hep hayal gücünü, zekasını tetikleyen bir şey olsun istiyorum öykülerde. Hatta yalan üzerine bir öykü var. Orada kahraman bir şey anlatıyor bize, biz onu gerçek kabul ediyoruz; ama o, sonda söylediklerinin yalan olduğunu söylüyor mesela. En net orada var o uyarı. Hani o klasik edebiyatta ‘anlatıcının her anlattığı gerçektir’i bırakmak. Okur olarak da izleyici olarak da sevdiğim bir şey bu.
 
Kitabı okurken “Acaba bu beyazperdeye uyarlansa nasıl olur?” diye düşünürken buldum kendimi. Böyle bir şey düşünür müsünüz?
Bu hep söyleniyor, eleştirmenler de sinematografik olarak yorumluyor yazdıklarımı. Bu iyi bir şey de olabilir kötü bir şey de, bilmiyorum. Ben sinemaya çok meraklıyım. Edebiyat kadar sinemayı da takip ediyorum. Yazarken de gözümün önüne görüntüler geliyor, onları metne döküyorum. Bu bilinçli olarak yaptığım bir şey. Bunu sevmeyen de var. Sinemaya uyarlanmasını düşünürüm, isterim; ama kendim uyarlamaya cesaret edemem. Hayal ettiğim şeyi yazıyorum ben; ama hayal ettiğime yakın bir şeyi çekemem. Yazdığım şeyi senaryolaştırıp bu işi iyi bilen biriyle çalışmak isterim mesela.
 
“İnsanın alıştığı sulardan çıkıp başka bir şey denemesi bazen çok heyecan verici sonuçlar verebilir”
 
Sizin öykü ve romanlarınızdan bahsederken sürekli kendimizi “Hakan Bıçakçı Apartmanı’nda” buluyoruz. Nedir bu “Hakan Bıçakçı Apartmanı”, biraz tanımlar mısınız?
 
Tuhaflıklar üzerine kurulu, daha önce de söylediğim gibi, o tuhaflıkların normal şeyler üzerine gelmesi, zamanlarının tuhaf olması. Yani tek başına o nesnenin tuhaf olması değil de o mekanda ve zamanda onla karşılaşmanın tuhaf olması. Böyle bir atmosfer yaratmaya çalışıyorum. Bir perili köşk kadar kodlanmış, işte gotik edebiyatının öğelerini kullanmak istemiyorum; ama onu perili köşkün klişe kodlarından daha günlük hayata, benim yaşadığım civarlardaki bir apartman dairesinde anlatmaya çalışıyorum. Aslında, bu “Hakan Bıçakçı Apartmanı” denen şeye böyle bir konum olsun diye başlamamıştım. Şimdi yeni bir roman projesi var. Onda biraz daha farklı bir yere gitmek, o apartmanları terk etmeyi denemek istiyorum; çünkü onu olumsuz eleştirenler oldu: “Biz bu atmosferi çok seviyoruz; ama çok fazla tekrar etmeye başladı” diyenler oldu. Ben aslında, o atmosferi bilinçli tekrar ediyorum.
 
Aslında, insanın alıştığının dışında bir şey denemesi biraz cesaret isteyen bir şey, korkmuyor musunuz bu durumdan?
 
Doğru, o da bir tavır meselesi. Mesela Kubrick, sinemada her filminde başka bir türe el atıyor ve hepsinde bir başyapıt çıkartıyor. Yaratıcılık, deneysellik çok farklı türlerde eser vermek değil bence. Yani, benim kafamda öyle bir kriter yok ve şeye katılıyorum: İnsanın alıştığı sulardan çıkıp başka bir şey denemesi bazen çok heyecan verici sonuçlar verebilir, bazen de o sulardan çıkmaman gerektiğini hatırlatabilir. Nasıl olacak, bilmiyorum yani.
 
“Türkiye’de ‘Okulu bitirdim artık
kitap okumam’ diyen bir atmosfer
var”
 
Son olarak, bir okuyucu olarak Türk Edebiyatı’nı nasıl değerlendiriyorsunuz?
 
Ben genele baktığımda çok iyi görüyorum. Edebiyat geleneği olan bir yer Türkiye. Ülke geneli için çok karamsarım; ama sinema ve edebiyat konusunda yükselişteyiz. Ama okur profili açısından karamsarım. İyi yazardan çok iyi okura ihtiyaç var. “Okulu bitirdim artık kitap okumam” diyen bir atmosfer var.

Yayımlanmış Kitapları
 
Romantik Korku roman 2002,
Rüya Günlüğü roman 2003,
Boş Zaman roman 2004,
Bir Yaz Gecesi Kâbusu öykü 2005,
Apartman Boşluğu roman 2008,
Karanlık Oda roman 2010,
Ben Tek Siz Hepiniz öykü 2011

Anasayfa | Bağlantılar | Hakkımızda | İletişim | Site Haritası Gsü Bim 2010 & Ver. 1.0.0.3