Nükleer enerji tercih mi ihtiyaç mı?





Fukuşima Nükleer Santrali’nde yaşanan patlamanın ardından radyoaktif sızıntının etkileri sürüyor. Türkiye ise Rusya ile Akkuyu’da nükleer santral kurulması için anlaşma imzalıyor. Nükleer enerji uzmanları nükleer enerjinin vazgeçilmezliğini savunurken, nükleer karşıtları yenilenebilir enerji ile enerji ihtiyacının karşılanabileceğini söylüyor.

Haber ve fotoğraflar: Seda Nur Çınar

Atmosferi kirletmeyen nükleer santrallerde Çernobil’den sonra kayda değer bir kaza yaşanmamıştı. Aralarında Amerika ve Fransa’nın da bulunduğu birçok ülke bu süreçte nükleer enerjiyi, karbon salınımına neden olmadığı için fosil yakıtlardan elde edilen enerjiye tercih eder hale geldi. Bu sene 11 Mart’ta Japonya’da meydana gelen deprem ve tsunami’den sonra,  Fukuşima Daiichi Nükleer Santrali’nde yaşanan nükleer patlama nedeniyle dünya ülkeleri nükleer enerji politikalarını gözden geçirmeye başladı. Japonya’daki radyoaktif sızıntının etkileri sürerken, Türkiye ise Rusya ile Akkuyu’da santral kurulması için devletlerası bir anlaşma imzalıyordu. Peki Türkiye’nin 50 senedir tartışılan ve bir türlü başlamayan nükleer serüveni, Japonya’daki olayın hemen ardından  Akkuyu’da başlamalı mı?

 

Türkiye'nin nükleer tarihi Akkuyu'dan eski

Türkiye’nin nükleer enerjiyle haşır neşir geçmişi 1950’li yıllara dayanıyor. 2. Dünya Savaşı’ndan sonra nükleer enerjinin barışcıl kullanımına ilişkin bir  program başlatılıyor ve 1956’da Başbakanlığa bağlı Türkiye Atom Enerjisi Komisyonu kuruluyor. Türkiye 1957 yılında da Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı’na (UAEA) üye oluyor. Çekmece Nükleer Araştırma ve Eğitim Merkezi’ne 1962’de ilk nükleer reaktör ABD tarafından hibe ediliyor. Türkiye'de elektrik üretimi amacıyla kurulması planlanan nükleer santral etütleri 1967-1970 yılları arasında yapılıyor. 

1975-1976 yıllarında Ecevit-Erbakan koalisyon hükümeti döneminde nükleer santral konusu yeniden gündeme geliyor ancak görüşmelerin sonuçsuz kalması ile rafa kaldırılıyor. 1982-1985 yıllarında yap-işlet-devret modeliyle nükleer santral yapımı tekrar tartışılmaya başlanıyor ve son olarak 1998-2000 yılları arasında gündeme gelen nükleer santral yapımı hem ihaleye katılacak firmaların baskıları hem kamuoyunun çekinceleri hem de rüşvet iddiaları ile bir başka bahara kalıyor.

1982’de kurulan ve nükleer santral kurulması için lisans verme yetkisi bulunan Türkiye Atom Enerjisi Kurumu (TAEK), 2002 yılında Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı’na bağlanıyor. İki sene sonra Bakanlık ve TAEK, üç nükleer reaktörün inşasına 2007’de başlanacağını ve 2012’de işletmeye açılacağını duyuruyor.2006 yılında Nükleer santrallerinin kurulması ve işletilmesi ile enerji satışına ilişkin kanunun çıkarılmasının ardından 2011 yılında, Rusya hükümeti ile  Akkuyu  Nükleer Santrali’nin yapılması ve işletilmesine dair anlaşma imzalanıyor.

 

“Nükleer enerjiden vazgeçilemez”

Türkiye’nin lisanslı 6 nükleer reaktör operatöründen biri olan Özgür Aytan, fosil yakıtlar tükenirken nükleer enerjiden vazgeçilemeyeceğini söylüyor.

Çekmece Nükleer Araştırma ve Eğitim Merkezi’nde dört sene çalıştıktan sonra lisanslı reaktör operatörü olan Aytan, Fukuşima'da yaşanan patlamanın istenmeyen bir olay olduğunu ancak bu olayın dünyanın nükleere bakışını değiştirmeyeceğini düşünüyor. Her yaşanan kazadan sonra yeni düzenlemeler yapıldığını söyleyen Aytan, ülkelerin büyümesi, zenginleşmesi ve dünyada söz sahibi olmasının ana parametrelerinden birinin enerji olduğunu, fosil yakıtların giderek azalması ve küresel ısınma problemleri nedeniyle nükleerin vazgeçilmez olduğunu belirtiyor. Aytan, teknoloji geliştikçe, günümüz koşul ve yaptırımlarında eski teknolojiyle inşa edilen bir reaktör yaptırmanın mümkün olmadığını, TAEK’in oluşturduğu lisans kriterlerinin Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı‘nın (IAEA) kriterlerine uygun olarak hazırlandığını vurguluyor.

“Çernobil'deki reaktörde koruma kılıfı yoktu”

Özgür Aytan, Rusya’nın Çernobil kazası yüzünden bu kadar konuşulduğunu, ancak  ABD ile birlikte nükleer teknolojiyi geliştiren en deneyimli ülkelerden  birinin de Rusya olduğunu söylüyor: ”Çernobil kazasının gerçekleştiği reaktör, hem askeri amaçlı plutonyum üretmek hem de enerji elde etmek amacıyla dizayn edilmiş özel bir reaktör türüydü. Bu modelin eksikleri bilinmesine rağmen bir dönem Sovyet Sosyalist Cumhuriyeti’ne bağlı ülkelerde hızlı bir şekilde kurulmuşlardı. İşletmede yapılan hatalar nedeniyle oluşan kaza, koruma kılıfı olmayışı nedeniyle istenmeyen boyutlara ulaşmıştı”.

Akkuyu’da kurulacak reaktörün Çernobil'de ve İran’da yapılan ve su pompaları nedeniyle sorun yaşanan reaktörlerden farklı olduğunu söyleyen Aytan, “Akkuyu’da kurulacak reaktör günümüzün güvenlik kriterlerini karşılayan yeni nesil bir reaktördür. Rusya geçmişte yapılan hataları bile bile tekrar yapmayacak kadar ciddi bir deneyime sahip.” diyor.

“ Nükleer atıkla ilgili bir problem yaşanmadı”

Akkuyu için yapılan anlaşmanın 12.maddesi gereği Rusya, nükleer atık yönetiminden sorumlu ve bu atıkları yeniden işlemek için istediği takdirde ülkesine götürebilir. Aytan, nükleer atıkların, parçalanmamış uranyum ve plutonyum gibi değerli elementler içerdiğinden yeniden işlenerek değerlendirilebileceğini söylüyor ve ekliyor “Eğer Rusya atıkları ülkesine götürmezse de bu atıkların ülkemizde geçici depolaması esnasında alınacak gerekli güvenlik önlemleri ile herhangi bir sorun yaşanmayacaktır.”

Aytan, 50 yıldır sonuçsuz kalan nükleer santral ihalelerinin nedenini ise ülkede zamanında Devrim arabalarının üretilmesini sekteye uğratan, Türkiye’de uçak üretip Avrupa’ya satarken bundan vazgeçiren zihniyete bağlıyor: ”Ülkemizde nükleer enerjiye geçiş için gereken nükleer reaktörlerin kurulması için daha önceden iki defa ihale aşamasına gelindi, bir defa da ihale sonuçlanmışken geri adım atıldı. Türkiye’de nükleer santral kurulmasının önünü tıkayan zihniyet eskiden beri aynı”.

Fukuşima’da neden patlama yaşandı?

Fukuşima Daiichi Nükleer Santrali’nde gelen ilk deprem ile reaktör çalışmayı kesti  ancak tsunami dalgaları reaktörü soğutmaya devam eden sistemler için elektrik üreten jeneratörleri hasara uğratarak kullanılamaz hale getirdi. Sonuç olarak yükselen sıcaklık ve soğutucu suyun kaybı nedeniyle patlama meydana geldi. Bir reaktör dizaynı yapılırken kurulacak yerin koşullarına göre tasarlanmak zorunda ancak  Daiichi reaktöründe tasarımda bu boyutta bir tsunami öngörülmemişti.

Nükleer santrale gerekli lisanslar nasıl veriliyor?

Nükleer santralin kurulmasından önce, reaktör kurulacak olan alan jeolojik yapı, çevresel etmenler, soğutma sistemini besleyecek su kaynağının sıcaklığı gibi yüzlerce farklı parametreye göre değerlendirilerek yer lisansı çıkartılıyor. Yer lisansının alınmasından sonra kurulması düşünülen reaktör için inşa lisansı çalışmaları başlıyor. Ülkedeki denetçi kuruluşun kriterlerine göre inşa lisansı alan bir reaktörün inşaat ve kurulum sürecini tamamlandıktan sonra çalışmaya başlayabilmek için İşletme Lisansı alınması gerekiyor. İşletme Lisansı’nı alabilmek adına gerekli koşullar sağlandığında ise çalışma izni alınmış oluyor.

“Nükleer santral, bu teknolojiyi öğrenmemiz için bir başlangıç”

Boğaziçi Üniversitesi Nükleer Enerji Enstitüsü Başkanı Prof.Dr. Metin Arık, Akkuyu’da kurulacak reaktörün anahtar teslim olsa da Türkiye’nin nükleer teknolojiyi öğrenmesi için bir başlangıç olacağını belirtiyor.

Türkiye’nin nükleer enerjiye ihtiyacı olup olmadığı çok tartışılan bir konu. Nükleer teknoloji ve kazalar üzerine konuştuğumuz Prof.Dr. Metin Arık, Türkiye’nin nükleer enerjiye ihtiyacı olduğunu, nükleer santral kurulmasa bile nükleer teknolojiyi öğrenmesi gerektiğini belirtiyor ve ekliyor ”Kurulacak reaktör anahtar teslim olacak ama yine de biraz da olsa nükleer teknolojiyi öğreneceğiz. Bazı parçalar daha ucuz olduğu için ister istemez Türkiye’de üretilecek. Nükleer enerjiyi iyi bilen bir ülke olan Rusya ile işbirliğinde bulunmak da bir avantaj sağlayacaktır. Diğer Batılı ülkelerin tutumu çok daha katı. Batılı ülkeler yüzde yüz anahtar teslim yapıyorlar, onlardan hiçbir şekilde nükleer teknolojiyi öğrenemezsiniz”.

“Nükleer kazalar insan hatasından kaynaklanıyor”

Arık, Çernobil’deki kazanın emniyet testi yapılırken yaşandığını, teorik katsayı ölçülmeye çalışılırken bile hata yapılabildiğini söylüyor. İnsan hatasından kaynaklanan bir diğer nükleer kazanın da Three Mile Island’da yaşandığını, bakımı yapılan yedek pompaların vanaları kapalı unutulduğundan patlama meydana geldiğini ekliyor. Yaşanan kazalara rağmen Arık, dünyanın enerjiye ihtiyacı olduğunu, fosil yakıtlar tükenirken nükleer enerjiye alternatif bir enerjinin hala bulunamadığının altını çiziyor.

“3.nesil santral ilk defa Türkiye’de yapılacak”

Enerji Bakanı’nın “ 3.nesil santralleri isteseniz de kötü yapamazsınız” sözüne karşılık Arık, “2.nesil santrallerde de hata yapmayacağımızı düşünüyorduk ama kötü yapmışız. İlk emniyet analizleri yapıldığı zaman Fukuşima’daki gibi bir patlama olma ihtimali on binde bir olarak hesaplanmıştı. Halbuki bugün biliyoruz ki çalışan 400 reaktörden 3 tanesi patladı demek ki bu olasılık on binde bir değil yüzde birmiş. 3.nesil santrali ilk deneyen biz olacağımız için bu bir avantaj ama aynı zamanda da daha riskli olacak” diyor.

“Reaktörü denetleyenler makinayı yapanlar olmamalı”.

Arık,  reaktörün denetim aşamasının da önemli olduğunu söylüyor. “Reaktörü yapanlar makinayı yüzde yüz bildiklerini düşündüklerinden makinayı denetleyenler reaktörü yapanlar olmamalı” diyor ve ekliyor “Nükleer reaktörler 50 sene önce hemen enerji üretimi için kullanılmasa ve daha fazla deneyle geliştirilseydi bu boyutlarda kazalar yaşanmazdı.”
 

Dünya’da meydana gelen en büyük 5 nükleer kaza:

Çernobil Ukrayna, 1986: Çernobil Nükleer Santrali’nde bulunan 4 reaktörden birinde güvenlik testi sırasında yapılan hata çekirdek erimesine neden oldu. 350 bin kişi yaşadığı bölgeyi terk etmek zorunda kaldı ve 32 kişi hayatını kaybetti. Radyoaktif kirlenmeden etkilenen insan sayısı hala net olarak bilinmiyor.

Kyshtym Rusya, 1957: Soğutma sisteminde yaşanan aksaklık nedeniyle sıvı atık tankında (nükleer olmayan) yangın meydana geldi. 200 kişinin maruz kaldığı radyasyon nedeniyle hayatını kaybettiği tahmin ediliyor. 10 bin kişi ise radyasyondan etkilenmemesi için yaşadığı bölgeden tahliye edildi.

Three Mile Island, Pensilvanya, 1979: İnsan hataları ve teknik hataların birleştiği kazada çekirdekte meydana gelen kısmi erime sonrası radyoaktif gazlar ortaya çıktı. 40 bin kişi yaşadığı bölgeyi terk etmek zorunda kaldı.

Windscale, Cumberland, 1957: İngiltere’nin ilk reaktörünün çekirdeğinde meydana gelen yangın sonucu oluşan radyoaktif bulutlar İsviçre’ye kadar ulaştı. İngiltere’de meydana gelen yarısı ölümle sonuçlanan 200 kanser vakasının bu kazadan kaynaklandığı tahmin ediliyor.

Tokaimura, Japonya, 1999: Yakıt üretim tesisinde, uranyum çözeltisinin yanlış karıştırılması sonucunda iki işçi radyasyon hastalığından hayatını kaybetti. Yaklaşık 100 işçi ve bölgede yaşayanlar radyasyona maruz kaldıklarından hastaneye kaldırıldı.

Nükleer enerjiye karşı yenilenebilir enerji

Enerji sorununa karşı nükleer santrallerin kurulmasının güvenli, çevreci ve ucuz bir çözüm olmadığını söyleyen Greenpeace, hazırladığı Enerji Devrimi Raporu ile nükleere karşı yenilenebilir enerjiyi savunuyor.

Greenpeace Akdeniz Ofisi İklim ve Çeve Kampanyaları Sorumlusu Pınar Aksoğan

Greenpeace’in nükleer enerjiye karşı olmasının sebepleri nelerdir?

Greenpeace nükleer santrallere karşı yıllardır kampanyalar yapıyor çünkü 50 yıldır yapılan çalışmalar ve harcanan 100 milyarlarca dolara rağmen hala nükleer atıklara dünyada bir çözüm bulunabilmiş değil. Nükleer atıklar ya gömülüyor ya üçüncü dünya ülkelerine gönderiliyor ya da okyanuslara atılıyor.

Bir diğer neden de, nükleer teknoloji ne kadar ilerlerse ilerlesin nükleer santraller insan hataları, doğal afetler ve kurulum hatalarından dolayı her zaman kaza riski taşıyor.25 yılda Çernobil ve Fukuşima’da iki büyük nükleer kaza meydana geldi. Uluslararası Atom Ajansı, 1986 yılında Çernobil’de meydana gelen nükleer kazadan sonra çeşitli seviyelerde 800 tane nükleer kazanın meydana geldiğini açıkladı.

Nükleer enerji ucuz enerjidir deniliyor?

Kesinlikle değil. Nükleer enerjinin maliyeti, santralin kurulumu, atıkların depolanması ve çevresel masraflar göz önünde bulunarak hesaplandığında oldukça pahalı. Akkuyu’da yapılacak nükleer santralde de enerji ucuza mal edilemeyecek. Santralde üretilecek elektriği dünya ortalamasının çok daha üstünde bir fiyattan 12,5 centten alacağız. Ayrıca nükleer santrallerde sadece elektrik üretebildiğinden ısınma ve ulaşım gibi taleplere cevap veremiyor.

Peki Akkuyu’da kurulacak nükleer santralde işler nasıl ilerleyecek?

Nükleer santrallerin denetiminin bağımsız denetçiler tarafından yapılması gerekiyor ama Akkuyu’daki santralde denetimin kimin tarafından yapılacağını ve Rusya’nın nükleer atıkları ne yapacağı bilinmiyor. Ayrıca Akkkuyu’da Japonya gibi deprem tehlikesi olan bir bölgede bulunuyor. Japonya’da görüldüğü gibi esas sorun afet anında reaktörler kapandıktan sonra, yakıt çubuklarının soğutulmasında yaşanıyor. Akdeniz’in deniz suyu sıcaklığı suyun soğutulması için hiç uygun değil. Bu durum  ekstra güvenlik önlemleri gerektiriyor, dolayısıyla ekstra maliyetler ortaya çıkarıyor.

Greenpeace’in  “Türkiye nükleeri istemiyor” sloganıyla başlayan internet eylemi nasıl gidiyor?

Greenpece’in internet kampanyasına bugüne kadar 210 bin kişi destek verdi.  Hazırlanan web sitesine kaydolan radyoaktivistlerden, sitede yer alan bannerlar, radyo spotu ve duvar kağıtlarını internet aracılığı ile tüm yakınları ile paylaşmalarını istiyoruz. Ayrıca geçen sene nükleere karşı topladığımız 170 bin imzayı meclise götürmek istedik. Meclisin önünde yapılan eylemde 58 eylemci göz altına alındı, şimdi yargılanıyolar.

Hazırladığınız  “Enerji Devrimi Raporu”nun içeriği nedir?

2050 yılına kadar fosil yakıtlara bağımlılığın azaltılarak ve nükleer enerji kullanılmayarak yenilenebilir enerji kaynakları ile enerji ihtiyacının nasıl karşılanabileceğini açıklayan bilimsel bir rapor hazırladık.

Uranyumun ve fosil yakıtların çok az ömrü kaldığından  birçok ülke yenilenebilir enerji  yatırımlarını arttırdı. Örneğin Almanya yıllık güneşlenme oranı düşük olmasına rağmen, güneş ve rüzgar enerjisine büyük yatırımlar yapıyor. Türkiye’de ise yenilenebilir enerji kaynaklarının yüzde biri bile kullanılmıyor.

Greenpeace olarak, 2010 yılında Mersin Akkuyu’da Büyükeceli Camisi’nin çatısına güneş panelleri kurduk. Sadece iki haftada kurduğumuz bu paneller sayesinde, Akkuyu’nun elektrik ihtiyacının yenilenebilir enerji ile karşılanabileceğini gösterdik.

Nükleer karşıtı eylemler devam ediyor

Nükleer karşıtı eylemler sadece sanal ortamda değil Türkiye’nin dört bir yanında devam ediyor. Nükleer Karşıtı Platform’un 24 Nisan Pazar günü Kadıköy’de düzenlediği eylemde TKP, EMEP, CHP gençlik kolları, Elektrik Mühendisleri Odası, KESK gibi farklı gruplar bir araya gelerek “Nükleere Hayır” dedi.TKP, EMEP gibi siyasi partilerle sivil toplum kuruluşları, sendikalar ve meslek odaları eylemde hep birlikte  “Nükleere hayır, tüpçü başbakan istemiyoruz” sloganları attı.
 

Anasayfa | Bağlantılar | Hakkımızda | İletişim | Site Haritası Gsü Bim 2010 & Ver. 1.0.0.3