Aynı filmi 70 kere seyrettiğim oluyor



Galatasaray Üniversitesi’nin renkli siması Felsefe Bölümü 
öğretim üyesi Doç. Dr. Nami Başer ile konuştuk. Giydiği 
renkli gömleklerin hikayesini, Eski Yunanca’dan Almanca’ya 
İspanyolca’ya çeşitli dilleri nasıl öğrendiğini sorduk. Her gün en 
az bir kitap okuyup günde üç de film izlediğini hayretle dinledik.

Nami hocayla konuşmak ne denli zevkli ise kendisiyle yapılan röportaja yön vermenin de bir o kadar zor olduğu birinci tesbitimiz. Her soruyu tarihsel bağlamı içinde konumlandırıp, öncüllerini ve ardıllarını da anlattığı için fazla soru sormamıza gerek kalmadı. Nami hoca anlattı, biz dinledik. Ancak okuyanlara kolaylık olması için yine de soru-cevap şeklinde gitmekte fayda var.

 

Giydiğiniz renkli gömlekler ve taktığınız kravatlar öğrencilerin merak konusu. Modayla nasıl bir ilişkiniz var?

 Ben giyinmeyi bilmem. Annemle kız kardeşim beni giydirir, hala bir gömleğin hangi kravatla uyumlu olduğunu bilemem. Artık takım elbise filan giyiyorum. Bir de Bursa’da tekstilci bir arkadaşım var, kendisi özel gömlekler yapar. Bunlar Kaliforniya’da iyi fiyatlara satılır. Hediye ediyor bana da. O gömlekleri giydiğimiçin de değişik geliyor, ilgi çekiyor. Özel bir gayretim yok yani.

 “Günde en az bir kitap okur, üç film izlerim”

 “Çok şey bilen kişi” olarak bir ününüz var. Günde kaç kitap okuyorsunuz?

 Günde en az bir kitap okumaya önem veririm. Bu çocukluğumdan beri yaptığım bir şeydir ve mesela bugün dersim var ve bir kitap okuyamayacaksam, hafta sonunda telafi ederim. Ben zaten hayatımın hiçbir döneminde 5 gün çalışmak istememişimdir. Haftada 3 gün ya da 4 gün dersim vardır. Geri kalan günlerde telafi yaparım. Aslında şöyledir: Günde bir kitap, üç film en azından. Niye? Çünkü görecek çok şey var. Hafta sonu bilgisayarımda bir film, bir yandan da Digitürk açıktır büyük ekranda, ikisini de aynı anda izlerim. Ama çok sevdiğim filmleri pek çok çok izlemişimdir. 20 - 30 kere, hatta 70 kere seyrettiğim de oluyor.

 70 kere seyrettiğiniz filmler hangileri?

 Almadovar’ın “Arzunun Yasası”, Visconti’nin “Lanetler”, Kusturica’nın “Arizona Rüyası” filmleri. Paris’te öğrenciyken 1 frank verip sinametekte öğlen 12’den akşam 12’ye kadar kalınabiliyordu. O zamandan beri arka arkaya film izleme alışanlığım var. Hatta ilk kez beş film ard arda izlediğimde başım çok ağrımıştı.

 Peki kaç saat uyuyorsunuz hocam? (aman yapmayın hocam tonunda)

 Uyuyorum, uyuyorum. Herşeye vakit buluyor insan. Şimdi anlattığım ideal olan. 1 kitap 3 film ideal. Bir kitap kuralına uyuyorum hep de; 3 film bazen aksayabiliyor.

 “Bana ağlayan çocuk lakabını takmışlardı”

 Kaç dil biliyorsunuz? (ve neden biliyorsunuz?)

 Ben baba tarafından Giritli, anne tarafından Gürcüyüm. Mudanya’da Giritli Mahallesi’nde doğdum. Babam 1924’te mübadele sonucu Girit’ten Mudanya’ya gelmiş 5 yaşındayken. Giritliler Mudanya’da azınlık oldukları için Yunanca konuşuyorlarmış. Annem de evlendikten sonra bakmış etrafında herkes Yunanca konuşuyor, bu dili öğreneyim demiş. O yüzden küçükken annemle babam Giritçe konuşuyordu anlamayayım diye. Dillere karşı merak gelişti. Bir yandan da erkenden birkaç kelimeyle meramını anlatmayı öğrenince, daha sonra dili öğrenebiliyorsunuz kolaylıkla. Baba dilim Yunanca. Fransa’da okurken Eski Yunanca öğrendim. Galatasaray Lisesi’nde Fransızca öğrendim. Derste yutar gibi dinliyordum. Replikleri ezberlediğimden ve de hocaların taklitlerini yaptığımdan gelişti diyelim. Galatasaray Lisesi’nin kütüphanesinde çok kitap okudum. Gerçekten de Galatasaray iyi geldi bana. Çıkmıyordum okuldan. Ne okulun dışına -o kaçmalar filan vardır ya geceleri- ne de Çiçek Pasajı’na gidiyordum. Çiçek Pasajı’na ben sonradan turistlerle birlikte gittim. Bir de okuma yarışmaları yapılıyordu lisede. Bir kitap belirleniyor ve okudum diyene sorular soruluyordu. Ben kazanırdım o zamanlar hep. O yüzden de kütüphanede kitap okumayı çok severdim. İlk orada başladı okuma alışkanlığım. Daha sonra İngilizceyi öğrenirim nasılsa diyerek Almanca öğrendim Galatasaray’da ikinci dil olarak. İngilizce’yi de ders almadan oradan buradan, kitaplardan. Felsefe okurken Latince’yi de seçmeli olarak alabiliyordunuz. Yunanca, Fransızca, Almanca, İngilizce, Eski Yunanca, Latince gelmiş oldu böylece. İtalyanca ve İspanyolca çok sonradan öğrendim. Turist rehberliği yaparken İtalyan ve İspanyol turist de gezdirebileyim diye kendim öğrendim.

 Arkadaşlarınızla aranız nasıldı lisede? İlginç bir muziplik hikayeniz var mı?

 Bana karışmazlardı. Onlara ders çalıştırırdım sınavlardan önce. O yüzden saygı duyarlardı. Hatta herkese lakap takılırdı, bana takmamışlardı. Yani acayip yaramazlık hikayelerim yok lisede.

 Siyasetle ilginiz?

 Politikayla çok küçük yaşta tanıştım. Babam Mudanya’da Halk Partisi başkanıydı 45’ten 80’ekadar. Annem de kadın kollarının başındaydı. O zaman bütün toplantılara gidiyordum, kongre, kurul toplantıları, kurultaylar...

 Şimdi ilgileniyor musunuz siyasetle?

 İlgileniyorum. Tabii AK Parti’ye muhalif olarak ilgileniyorum. Politik bir aileden geliyorum ve Cumhuriyetçi bir ailenden geldiğim için şanslıyım; çünkü cumhuriyet değerlerine bağlıydılar ve dine bağlılık filan yoktu. Politkayla ilgileniyordum ama hep muhalif olarak. İktidar deyince hep kuşkulanırım bir dalavere var diye.

 “Her sene Platon’u baştan sona okurum”

 Tiyatroya ilginiz nasıl başladı? 

Mahallede çocuklar taklit yapardım.Galatasaray’da da tiyatro yaptım. GSÜ’de de tiyatro kolundan sorumlu hoca oldum. Hatta DOT Tiyatrosu daha şimdi sert, açık seçik oyular oynuyor. GSÜ Tiyatro Kulübü o zamanlar Jean Genet’in Zenciler’ini oynamıştı. Oradan Haldun Dormen görmüş Zenciler’i aradı ve beni Afife Jale jurisine davet etti. Afife Jale’de 5 sene çalıştım 7 kişilik çekirdek jüride.

 Severek takip ettiğiniz felsefeciler kimdir?

 Deleuze, Derrida, Foucault falan filan Fransa’dayken takip ettiğim kişiler ama gene de Eski Yunanca da okuyabildiğim için eski Yunan felsefecilerini okumak en zevklisi. Heraklit, Parmenides, Platon hala okuyorum onları. Batının dışında felsefe yoktur diyorum ya, kızıyorlar bana ama batılı anlamda felsefe değildir diğerleri. Ahlak vardır filan onların içinde. Mesela Platon’u baştan sona bir kez daha okurum hersene, okul açılmadan önce.

 Edebiyatın içine sokmak istediğiniz bir felsefe karakteri var mı? 

Bu arada Roland Barthes, Jack Derrida, Jean-Luc Nancy onlarla tanıştım. Ben roman karakterlerinin, özel hayatlardan alınan kişiler olmasını yeğlerim. Bir aşk anlatacaksam diyelim 5-6 aşk yaşamışımdır, onların kahramanlarını karıştırarak bir karakter yaratırım. Pek fazla entellektüel kahraman yaratmayı sevmem. Andre Gide, Andre Malraux ile konuşurken “romanlarınızda bir kusur var, aptalca konuşan karakter yok” demiş. Belki de bir edebiyat hocasını düşünebilirim de felsefeciyi düşünemiyorum.

Sevdiğiniz yazar?

 Tanpınar. Evet hala Tanpınar. Gerçi ben lisede hiç okumamıştım Ahmet Hamdi Tanpınar’ı. Edip Cansever’i de söyleyebiliriz şair olarak. Proust’u da bitirmiştim. Galatasaray Lisesinin 11. sınıfında başlayıp 12. sınıfında bitirdim baştan sona. O da eğlenceli olarak çok fayda verdi. Çünkü üniversiteye girdiğimde Strazburg’da, hoca Prost’ta aşk konusunu verdi. Birinci oldum kağıdımla ve hoca, Türkiye’de iyi hocalarınız varmış dedi. Nazım Hikmet hayranıymış aynı zamanda Komünist Parti üyesiydi. Psikanalizden söz açıldı. “Hadi Freud neyse de Lacan bana şarlatan gibi geliyor” dedi. Ben de “bak öyle değil” diye iddia edince, bir sunum yap dedi. Ondan sonra da Lacan’ı derinlemesine okudum. Bu arada Fransa’ya sadece edebiyat okumaya gitmiştim ama edebiyat çok kolay geldi, iki tane seçilebiliyordu, iki tane seçtim ve edebiyatla felsefe okudum. 


Anasayfa | Bağlantılar | Hakkımızda | İletişim | Site Haritası Gsü Bim 2010 & Ver. 1.0.0.3