Hayata Karşı İşlenen Suçlar Uzmanı: Behzat Ç.




Türk televizyonları pek aşina olmadığı bir polis karakterine ev sahipli­ği yapıyor. Emniyet Müdürlüğü reklamlarını süsleyen “Halk için emniyet, adalet için hizmet” sloganlı, güler yüzlü polis karakterine birçok diziden alışkındık. Bu “sevimli” polislerin yanına bir “delikanlı” ilişiyor.

Haber: Çiğdem Toparlak

Ankara Emniyeti Cinayet Bürosu komiseri Behzat Ç. Bizim bildiği­miz ‘iyi polis’lerden değil. Elinden polis telsizini ve tespihini hiç eksik etmi­yor. Sorgu odasında, şüpheliye karşı eli­ni korkak alıştırmıyor. Gündüz gece fark etmez, meyhanesine gidip birasını içiyor. Yanlış anlaşılmasın Behzat Ç. içkiyi bı­raktı, rakı içmiyor onun yerine bira içiyor. Zira onun raconunda rakıyı bırakmak iç­kiyi bırakmak sayılıyor. Arada ekibiyle bir­likte pavyon ziyaretlerini eksik etmiyor. Ama zannedilmesin ki işini savsatıyor.

Ailevi sorunları da var Behzat Ç.’nin. Ka­rısı onu bırakıp bir psikologa kaçtığından beri yalnız yaşıyor. Behzat Ç.’den bahsedip de Gençlerbirliği’ni atlamak olmaz. Kahramanımız aynı za­manda fanatik bir Gençlerbirliği hayranı. Deplasmanlar hariç bütün maçlarına git­meye çalışıyor. Bilenler zamanında onun da iyi bir futbolcu olduğunu söylüyorlar. Hatta duran topları ondan daha iyi değer­lendiren bir stoperin olmadığını ekliyorlar.

Dizi, hâlihazırda ekranda gördüğümüz birçok diziden farklı olarak Ankara’da ge­çiyor. Behzat Ç.’de doğma büyüme bir Ankara ‘bebesi’ zaten. Dizinin senaryosu Emrah Serbes’in ro­man serisi “Behzat Ç. , Bir Ankara Polisiyesi”nden uyarlanıyor. Çete man­tığıyla toplanan ve düşünce yazıları ya­yımlayan “Afili Filintalar” isimli internet si­tesinde de yazar olan Emrah Serbes bir dönem Hayvan dergisinin Ankara muha­birliğini yapmış. Şimdiye kadar seride iki kitap yayınlandı: İlki “Her Temas İz Bıra­kır”, ikincisi ise “Son Hafriyat”.

Dizinin yönetmenliğini ise Serdar Akar yapıyor. Akar’ı, ‘Kurtlar Vadisi’ ve ‘Sağır Oda’ dizilerinden; ‘Dar Alanda Kısa Pas­laşmalar’, ‘Maruf’ ve ‘Barda’ filmlerinden tanıyoruz. Anlaşıldığı üzere yönetmenin kendisi de zor işlerin adamı. Dizisinin yayınlanacağı haberi duyuldu­ğunda, Behzat Ç. okuyucuları hayıflan­mışlardı. Zira televizyon ekranına yan­sıyacak olan Behzat Komiser’in ruhunu kaybedeceğinden korkuyorlardı. Çünkü kitaptaki hikâyede gözaltında adam öl­dürme gibi herkesçe yapıldığı bilinen an­cak resmi olarak kabul edilmeyen suçla­rı gerçekleştiren bir polis karakteri var­dı. Küfür, günah gırlaydı. Özetle senar­yo “milli ve manevi değerlere ve Türk aile yapısına aykırı” öğeler içerdiği için kırpı­labilirdi. Şimdilik ise kırpılan tek şey Beh­zat Ç.’nin ağzından düşürmediği sigara­sıymış gibi görünüyor.

Senaryonun yan karak­terleri de başlı başı­na birer hikaye. Akba­ba, Hayalet, Harun; yani Behzat Ç.’nin me­sai arkadaşları, olduk­ça farklı özellikleri olan karakterler, lakapları da bu özellikleri sayesin­de oluşmuş. Dizinin izlenme nedenlerinden birisi de Beh­zat Ç. ka­rakterini canlandıran Erdal Beşikçioğ­lu. Zira oyuncu daha önce oynadığı de­ğişik karakterlerle hatırlanıyor. Barda ve Bal filmlerinde oynayan Beşikçioğ­lu, Süper Vali olarak adlandırılan Recep Yazıcıoğlu’nun hikayesini anlatan Köprü adlı dizide Vali Faruk Yazıcı rolündeydi.

Behzat Ç. yayın hayatına Star TV’de Pa­zar saat 20.00’de yayınlanarak başladı. Fakat kanalın yayın politikaları yüzünden bir çok kere saati ve günü değiştirildi. Di­zinin fanatik hayranlarının yaptığı baskı sonucu yine eski günü ve saatine alındı. Bu durum dizinin izleyici kitlesini tanımla­mak için basit bir örnek. İzlenme oranla­rının internet sitelerinde daha çok oldu­ğunu düşünürsek, izleyicilerin özgürlük­lerine düşkün olduklarını da anlayabiliriz.

Behzat Ç. , Bir Ankara Polisiyesi, tekdü­zelikten sıyrılamayan Türk dizi arenasın­da, farklı şeyler arayanlara, kötüyü iyiy­le bir arada görmekten gocunmayan­lara, hadi kabul edelim biraz fazlaca da “Angaralı”lara hitap ediyor. Behzat Ç.’yi bir de kendi yaratıcısına soralım dedik ve serinin yazarı Emrah Serbes’le konuşmaya karar verdik. Bu arada Radikal 2’deki televizyon program­ları üzerine yazılarından tanıdığımız Prof. Dr. Orhan Tekelioğlu’na birkaç soru sor­mayı ihmal etmedik.

“Hiçbir baş karakter bu kadar tokat yememiştir”

Bu dizi fikri geldiğinde çekinceleriniz, öykü çarpıtılır korkunuz oldu mu?

Olmadı çünkü uzun süredir Serdar Akar’la çalışıyorduk bu iş üstünde. Birbirimizi ta­nıyoruz, hassasiyetlerimizi biliyoruz. Or­tak bir dil yarattık. Benim çekincem tele­vizyon yöneticilerine dairdi ama onlar da meseleyi anladılar ve senaryo üstünde bir müdahaleleri olmadı.

Böyle bir ilgi bekliyor muydunuz? Bu ilgiyi nasıl karşılıyorsunuz?

Normal reytinglerde pek iyi olduğumuz söylenemez. İdare ediyoruz. İnternette daha iyiyiz. Bizim seyircimiz ortalığı çok ayağa kaldırıyor, diziyi gerçekten sahip­lenmiş bir kitle. Bu, yola devam etmemiz­de önemli bir rol oynadı. Biz senaryo eki­bi olarak televizyon yazarı değiliz, televiz­yonda reyting getirdiği söylenen kuralla­rı uygulamıyoruz, bizim seyircimiz de te­levizyon seyircisi değil. O yüzden ortaya böyle enteresan bir iş çıktı diye düşünü­yorum.

Dizide polis teşkilatının içindeki her­kesin olduğunu bildiği ama söyleme­diği şeyleri gördük. Sizin polis teşki­latıyla nasıl bir haşır neşirliğiniz var?

Çevik kuvvetle haşır neşir oldum öğren­ciyken çeşitli eylemlerde ama onun dışın­da polisi pek tanımıyordum. İçinde ger­çek polislerin olduğu bir cinayet roma­nı yazmaya karar verince cinayet büro­ya gittim. Polislerle konuştum, çalışma ortamlarını gördüm. Şimdi biraz daha ra­hatız, emniyet mensubu tecrübeli danış­manlarımız var, teknik düzeyde yardım­cı oluyorlar. Amaç hakikati yansıtmaksa kimseyle konuşmaktan çekinmem.

Dizide şiddet sahnelerinin bu derece yalın bir şekilde gösterilmesinin ve ka­rakterlerin yapısının toplumsal etkisi hakkında ne düşünüyorsunuz?

Şiddet sahnelerinde ince bir çizgi üze­rinde yürüyoruz, bizim için bıçak sırtı bir konu. Kötü adamları haklı yere döven po­lis algısı yaratmamak için elimizden gele­ni yapıyoruz. Polisin işkenceyle öldürdü­ğü bir gencin hikâyesini de işledik. Ayrı­ca Behzat Ç., işsizlikten polis olan ziraat mühendisi Cevdet’i gördüğü ilk sahnede, onu da zanlı zannedip tokatlamıştır. Po­lis şiddetini eleştirel bir süzgeçten geçi­rip yansıtmaya çalışıyoruz. Behzat Ç. bi­rilerine tokat atıyorsa kendisi de tokat yi­yor. Ağabeyi Şevket, Behzat Ç.’yi tokatla­dı, Bahar da Behzat Ç.’yi tokatladı. Han­gi başkahraman bu kadar çok tokat ye­miştir?

Behzat Ç. bir antikarakter olarak ör­nek olur mu memleket insanına?

İnsanların Behzat Ç. yahut Harun’la em­pati kurmalarını anlarım, bunun için ça­lışıyoruz zaten. Ama onlar gibi davran­maya başlayan birileri olursa sıkıntı olur. İlla Behzat Ç. rol model olacaksa onun iyi yönlerinin örnek alınmasını isterim, üstle­rinizin her dediğini takmayın, arkadaşları­nızı satmayın, her ne şart altında olursa olsun vicdanınızı kaybetmeyin. Behzat Ç.’nin iyi yönlerini örnek almak zor. Ama gidip birilerini tokatlamak kolaydır.

Polislerden tepki alıyor musunuz?

Polis kendiyle en barışık kurum çıktı, ha­berimiz yokmuş. Bir sefer de bizi kötü yansıtıyorsunuz diyen olmadı. Belki de ne yaptığını biliyor polis. En son öğrenci­lere uyguladıkları şiddet ortada. “Biz öyle değiliz” diyecek durumda değiller. Ama ziraat mühendisleri Cevdet’e lahana mü­hendisi dendiği için ayaklandılar örneğin. Mahkemeye vereceklermiş bizi. 
 
“Behzat Ç. tuhaf bir Türk kişisi” 

Behzat Ç. karakterini nasıl tanımlaya­biliriz?

Depresif, saldırganlaşma potansiyelini içinde taşıyan, aslında neredeyse roman­tik, çok tuhaf bir Türk kişisi. Yeşil Çam Si­neması Türk filmlerinde uzun uzun bakan karakterler vardır. Bir şey söyler ve ba­kar. Siz orada ne söyleyeceğini bilmedi­ğiniz için kafanızdan yazarsınız. Bu izle­yici için çok avantajlı bir şeydir. Behzat Ç. de öyle bir karakter. Ailesinden kopmuş, aile kuramamış, tipik depresif bir yalnız karakter. Aslında bütün hayatının yan­lış olduğunu düşünen birisi ama aynı za­manda adalet duygusu çok güçlü biri ve bu yüzden de iyi bir polis. İyi polislikten çok adaletin peşine düşme yeteneği var diyebiliriz.

Polis suçları işlenen dizide şiddet göz­ler önünde. Bu yönü hakkında ne söy­leyebilirsiniz?

Bir kere kabul etmemiz lazım çok erkek bir dizi. Siyaseten doğru bir dizi değil. Po­lis şiddetini ve şiddet uygulayan insanla­rı normalleştiriyor. Arada kocaman, ge­leneksel bir vicdan kategorisi yaratarak suçu normalleştiriyor. Mesajları bakımın­dan tartışılması gereken bir dizi. Durdu­rulsun demiyorum, senaryo da değiştiril­sin demiyorum ama bir sorun alanı var ve bu çok net görülüyor.

Etrafta küçüklü büyüklü Behzat Ç.’ler görür müyüz zamanla?

Behzat Ç.’ ye benzeyen çok insan var as­lında. Emrah Serbes’in iyi bildiği bir ka­rakter. Etrafında onlardan çok olduğu­nu düşünüyorum. Bu karakter Ankara’da çoktur: üniversite hocalarında, iyi eğitimli memurlarda falan çok görülür. Kravat tak­mazlar, çok rahat giyinirler, aslında kafa­ları çok çalışır, genel olarak biraz karam­sardırlar, Türkiye hakkında olumsuz fikir­leri vardır. Burada tuhaf olan o karakteri polisin içine yerleştirmesi. Yani o karakter polisten çıkmamış. Ben poliste çok olabi­leceğini de düşünmüyorum. Çok yaygın bir Ankaralı tipidir bu. ‘Siyah Beyaz’a gi­din bulursunuz.

Türkiye’deki diziler ve içerikleri hak­kında ne düşünüyorsunuz?

Diziler edebiyatlaşıyor aslında. Biz bunu kabul etmek istemiyoruz. Avrupa’da Amerika’da olduğu gibi iyi şiirler şarkı sözlerine yazılıyor. En azından bu yer­li dizi furyası, üç beş yıl içinde iyi edebi­yatçıları diziye doğru yönlendirecek. Za­ten senaristlerin bir kısmı belli ki edebiyat düşkünü insanlar. Dizinin statüsü düşük görüldüğü için oradaki edebiyat gözden kaçırılıyor ama şu anda diziler edebiyat gibi ya da eski gazete tefrikaları gibi çalı­şıyor. Belki de Türkiye’nin yeni edebiyatı buralarda kuruluyor. Behzat Ç. de zaten böyle bir dizi aslında. Sorunlu karakter­lerden kurulu bir dizi. Edebiyat tadı var. Emrah Serbes öyle bir karakter çiziyor ki çok yerli ve çok tanıdık. Esas sırrı bura­da. İyi edebiyat yazanlar aslında akıllı bir şekilde sosyoloji anlatırlar.


 


Anasayfa | Bağlantılar | Hakkımızda | İletişim | Site Haritası Gsü Bim 2010 & Ver. 1.0.0.3