Ders: Toplum Dayanışması Konu:Gönüllü Öğrenciler




Üniversite öğrencileri artık, öğrendiklerini ilerde kendileri için kullanmak yerine hemen paylaşıma sokuyor ve gönüllü öğretmen olarak kendilerinden küçüklere eğitmenlik yapıyorlar. Detay’ın bu sayısında dosya konumuz, üniversite öğrencisi ‘gönüllü öğrenci / öğretmenler.’
 
Haber: Burcu Aydındağ, Nilay Vardar, Gözde Kazaz
 

Üniversite öğrencilerinin en önem­li sorunları bir yandan okumak, bir yandan da geçimini sağlayacak bir iş bulmak olarak görülüyor. Öte yan­dan bazılarımız çok daha farklı sorum­luluklar da üstlenebiliyor. Bazı üniversi­te öğrencileri, gönüllülük esasına daya­lı olarak, çocuklara öğretmenlik yapıyor. Gönüllü öğrenci/öğretmenler okullarında derslerine girip, ödevlerini yapıp sınav­larına çalışıyor sonra buldukları boş va­tiklerinde de minik öğrencilerinin iyi ye­tişmesi için çabalıyorlar. Kendilerinden daha miniklerin ödevlerine yardımcı olu­yor, onlara kendi bildiklerini öğretiyor ve sosyal aktivitelerin kapısını aralıyorlar. Bütün bunları da hiçbir çıkar gözetmeksi­zin yapıyorlar. Gönüllülük esasına göre ders verdikleri öğrenciler ise maddi du­rumları yetersiz olan, göç mağduru, hatta belki okula bile gidemeyen ve çalışmak zorunda kalan çocuklardan oluşuyor. Bu gönüllülük sadece öğrencileri eğitmi­yor. Öğretmen/öğrencilerin de bundan edindiği katkılar büyük. Öğretmen/öğren­ciler bu sayede çeşitli kesimlerden birçok insan tanıyor, dünyaya bakış açıları de­ğişiyor, kendilerine olan öz güvenleri ar­tıyor. Eğer siz de bir şeyleri değiştirmek, dün­yanın yaşanılabilir olmasına biraz da ol­sun katkıda bulunmak istiyorsanız dur­mayın harekete geçin. Bu isteğinize üni­versite hayatınız bitmeden gönüllü olarak çocuklara ders vererek de başlayabilirsi­niz. Bunun için çeşitli sivil toplum örgüt­lerinin internet sitelerine giderek başvuru yapmak ve haftada birkaç saatinizi ayır­mak yeterli olacak.

Yakınımızdaki uzağı görmek

Gönüllü öğrenci/öğretmenler, çocuklara yönelik derneklerle işbirliği halinde çalı­şıyorlar. “Tarlabaşı Toplum Merkezi” de gönüllülük faaliyetlerini sürdüren örgüt­lenmelerden biri. Merkezin birlikte çalıştığı kesim, bölgenin en eski nüfusunu oluşturan azınlıklar, Ro­manlar, zorunlu göç mağdurları, kayıt dışı olarak yaşayan göçmenler. Hani nere­deyse tüm Tarlabaşı halkı ve özellikle de en mağdur kesim olan çocuklar ve kadın­lar… Tarlabaşı’nda gönüllü olmak, yakı­nımızdaki uzağı görmeyi öğretiyor. Merkezde gönüllerin çocuklarla çalışabi­lecekleri bir sürü alan belirlenmiş: Alternatif sanat atölyesi, yaratıcı dra­ma, pandomim, müzik grubu çalışma­ları, etütler, tiyatro ve koro çalışmaları, dans atölyesi, ritim atölyesi, dil kursla­rı, film atölyesi, hikâye atölyesi, yaratı­cı oyunlar.Bunun dışında sizin de yapmak is­tediğiniz bir atölye fikri varsa, mer­keze gidip projenizi sunabilirsiniz ve kabul edilirse hemen çalışmalara başlayabilirsiniz.“Daha önce hiç gönül­lü olarak çalışmadım ve bir yerlerden başlamak istiyorum.“ diyorsanız, etütle işe başlayabilirsiniz. İlk yapmanız gere­ken online olarak ya da merkeze giderek form doldurmak. Merkezin psikoloğuyla kısa bir mülakat ve bilgilendirme toplan­tısından sonra, size uyan gün ve saatler­de ilköğretim ve lise öğrencilerinin ders­lerine katkı yapabilirsiniz. Sizden tek istenen taahhüt ettiğiniz gün­lerde merkeze gitmeniz, işiniz çıktığında da haber vermeniz. Üç ay gönüllü olarak çalıştıktan sonra merkez tarafından size bir sertifika da veriliyor.


“Kahramanlık yapmaya gitmesinler” 

Özge Kara, Galatasaray Üniversitesi Fransız Dili ve Edebiyatı 2.Sı­nıf Öğrencisi. Üç yıldır Tarlabaşı’nda gönüllü olarak çalışan öğren­ci/öğretmenlerden. Sadece çocuklara değil kadınlara da İngilizce öğretiyor. “Kursa gelen kadınlar okuma yazma bile bilmiyordu, ama sırf çocuklarına yardımcı olabilmek için İngilizce öğrenmeye çalışı­yorlardı” diye anlatıyor gözlemlerini.

Gönüllü olarak çalışmaya nasıl karar verdin?

Herkesin çıkış noktası farklı, ben “Çocuklara yardım edeyim, onla­rın bana ihtiyacı var.” diye düşünmedim. Tarlabaşı’nda çalışmak iste­memdeki amaç, orada çok şey öğrenebileceğim düşüncesiydi.

Tarlabaşı’nda ne gibi çalışmalar yapıyorsun?

3 yıl boyunca çocuklara İngilizce öğrettim. Ama bir süre sonra yeni bir çalışma yapmak istedim. Zaten sinemayla ilgileniyordum, sinema atölyesi yapmaya karar verdik. 9 ila 12 yaşları arasındaki 4 çocuk­la, önce çocuk filmleri izledik. Film sonrasında, film hakkında soh­betler yaptık. Sonra senaryo yazım tekniklerini gösterdik. Ardından kendi senaryolarını yazdılar. Senaryoyu onlar yazdı, kamera onlar­da, oyuncuları onlar seçti; kısacası çektikleri 3-4 dakikalık filmler ta­mamen onlara ait.

Nasıl geçiyordu atölye çalışmaları?

Film sonrasında çok ilginç sohbetler yapıyorduk. Mesela Aslan Kral filminden sonra çocukların babalarıyla olan ilişkileri üzerine ilginç ko­nuşmalar, hatıralar ortaya çıktı.

Gönüllü olmak sana neler kattı?

Önceleri orada yaşayanlara karşı önyargım vardı; ama onların çok renkli bir kültürü var. Mesela oradaki kadınlara da İngilizce dersi ver­dim. Kursa gelen kadınlar okuma yazma bile bilmiyordu, ama sırf ço­cuklarına yardımcı olabilmek için İngilizce öğrenmeye çalışıyorlar­dı. Oysa ben kadınların çocuklarla ilgilenmediklerini düşünüyordum. Bunun yanında çocuklarla iletişimim gelişti. Benim onlara katkımdan çok, onların bana katkısı oldu diyebilirim. Bir de ilk başladığımda ço­cuklara çok yakın oluyordum, ama onların kafalarını okşamak onlara bir şey katmıyor, aksine kötü etki yapıyor. Ben de mesafemi koruma­yı öğrendim, yani resmi değilim ama sınırlarım var..

Gönüllü olmak isteyenlere tavsiyen nedir?

Oraya kahramanlık yapmaya, kahraman olmaya gitmesinler. Orada­kilerin kurtarılmaya ya da şefkate ihtiyacı yok.

Sivil bir ibadet gibi...”

Galatasaray Üniversitesi Siyaset Bilimi 3.Sınıf Öğrencisi Ufuk Karagöz, gönüllü olarak yaptı­ğı öğrenci/öğretmenliği ‘sivil bir ibadet gibi’ niteli­yor. Karagöz, bu çalışmaların sonunda çocuklarla doğru ileşitimi kurmayı öğrendiği görüşünde. 

Gönüllü çalışmaya seni iten neydi?

Kocaeli’den Kâğıthane’deki bir liseye geçmek zo­rundaydım. Kendimi, tiyatroya tutunarak oradan kurtardım. Bu yüzden de çocukların hayata tu­tunmaları için bir motivasyonları olması gerekti­ğini düşünüyordum. Bu amaçla Tarlabaşı’nda gö­nüllü oldum. Ama çocuğa acımak, “Onların ailele­ri kötü, ona sevgi vereyim.” amacı olmamalı; bu bi­zim üzerimize vazife değil.

Ne yapıyordun orada ve vakit sıkıntısı yaşıyor muydun?

Haftada bir gün, iki saat etüt yapıyordum. Ben tiyatro yaptığım için bazen sıkıntı yaşıyordum. Ama bir öğrencinin haftada 2 saat ayıramaması gibi bir şey söz konusu değil. Mutlaka vakit bu­lunabiliyor.

Gönüllülüğün sana ne gibi katkıları oldu?

Sivil bir ibadet gibi… Toplumsal duyarlılığın artı­yor. Sokakta mendil, su satan çocuklara daha fark­lı gözle bakıyorsun; çünkü bir kere onunla iletişi­me geçmişsin. Çocuklarla doğru iletişim kurması­nı öğrendim.

Gönüllülere tavsiyen ?

En önemlisi ne çocukların hayatına girmek, ne de onları hayatına sokmak, profesyonel bir ilişkinin dışına çıkılmamalı. Çocuklarla duygusal bir ilişki­ye girince sana çok alışıyorlar, ama sen geçicisin ve gideceğin zaman “ gitme kal” diyorlar bu iki ta­raf için de çok zor oluyor.

Mağdur olan yerel halkla dayanışma içinde

 ‘Sulukule Platformu’ üyeleri tarafından kurulan Sulukule Gönül­lüleri, bölgede kentsel dönüşüm nedeniyle mağdur olan yerel halkla yıllardır dayanışma içinde.

Sulukule’de yıkımın başladığı 2008 yılına kadar, gönüllüler ma­halle içinde henüz yıkıma uğramamış mekânlarda çocuklarla çalışmalarını devam ettirdiler.

2010 yılının mart ayında, Sulukule gönüllüleri çalışmaları dü­zenli olarak devam ettirebilecekleri ve çocuklar için bir ‘ev’ ola­bilecek mekânlarına kavuştu. Şu anda “Sulukule Gönüllüle­ri Derneği“, Karagümrük’teki mekânlarında atölye çalışmaları­nı sürdürüyor.

Dernekte çeşitli yaşlardan çocuklara okuma yazma, matema­tik, Türkçe, fen bilgisi ve İngilizce gibi dersler öğretilirken, gönül­lüler çocukların okul ödevlerine de yardımcı oluyorlar. Dernek, çeşitli konularda kendi atölyelerini hazırlamak isteyen gönüllü­lere de açık. Dernekte bugüne kadar gönüllüler tarafından ka­rikatür, heykel, yemek yapmak ve diş temizliği gibi birçok atöl­ye düzenlendi.

Sulukule Gönüllüleri Derneği’nde mahalledeki kadınlar için de bu öğretim döneminde atölye çalışmaları yapılıyor. Kumaş bas­kı atölyesinde, kadınlar kendi emekleriyle şal hazırlıyor, son­ra bu şalları satıp gelir elde ediyorlar. Atölyede ayrıca kadınlara basit hesap dersleri de veriliyor.

Sulukule Gönüllüleri, derneğin amacını internet sitelerinde “Kentteki eşitsiz yaşam koşullarının ve ‘kentsel dönüşümün’ uy­gulamalarının yarattığı kent yoksulluğuna bağlı olarak ekonomik, mekânsal ve kurumsal dışlanmaya maruz kalan kesimler için far­kındalık yaratmak; eğitim, istihdam, sağlık ve hukuki haklarına erişimde aracı olmak ve destek sağlamak” olarak açıklıyor.

“Çocuklar dernekte sosyalleşiyor”
 
 Hanife Bilgili ‘Sulukule Gönüllüleri Derneği’ gönüllülerinden biri. Boğaziçi Üniversitesi Felsefe bölümü master öğrencisi, Bilgi Üniversitesi Halkla İlişkiler Bölümü’nde asistan. Eko­nomik ve etnik konumları dolayısıyla ezilen çocukların her tür desteğe ihtiyaçları olduğunu anlatıyor. “Onlara birey olduğunu hatırlatmak önemli” di­yor.

Sulukule Gönüllüleri Derneği’nde na­sıl çalışmalar yapıyorsun?

1,5 yıl kadar, TOG’un ‘Pembe Evi’nde ça­lıştım. Ama Sulukule Derneği’nde daha küçük çocuklarla çalışıyorum şimdi.İlko­kul 2’den ortaokul 2’ye kadar çeşitli sınıf­lardan çocuklar var. Onlarla birlikte ödev­lerini yapıyoruz. Ben genelde matematik­te yardımcı oluyorum.

Aslında çocuklara ders vermekten zi­yade, onların daha ‘normal’ koşullarda zaman geçirmelerini sağlamak gibi bir amacı da var derneğin sanırım?

Bu çocuklar toplumda ekonomik ve et­nik konumları dolayısıyla eziliyorlar. O yüzden her tür desteğe ihtiyaçları var. Önemli olan, dernekte birey olarak var olabilmeleri, öyle bir muamele görüyor­lar çünkü. Çocuk dernekte sosyalize olu­yor, üniversite mezunu insanlarla bir ara­da oluyor, birileri onu ciddiye alıyor.

Çocuklarla iletişimin nasıl? Herhangi bir sorun yaşıyor musun?

Etrafımdan pek çocuk yoktu, o yüzden başlarda iletişim kurmakta sıkıntı çeke­ceğimi düşündüm. Dernekte, çocukla­ra rehberlik eden, aynı zamanda psik­log olan Özlem Soysal Legat’la konuş­tum bu konuyu. ’Çocuklara nasıl davran­mam lazım? diye sordum. Bana çocukla­ra dokunmamı söyledi. Çünkü bu çocuk­lar için dokunmanın tek bir manası var, o da dayak yemek. O yüzden sevgiyle do­kunmak onlar için büyük önem taşıyor. Bir de onlara birey olduklarını hatırlatmak önemli, ismini telaffuz etmek, ondan bir şey istediğinde rica etmek, teşekkür et­mek gibi…

Türkiye’de ‘gönüllülük’ kavramı ne ka­dar biliniyor sence?

Gönüllülük konusunda bir farkındalık yok genel olarak. İnsanlar gönüllü oldukla­rında bütün zamanlarını buna vakfede­ceklerini sanıyorlar. Çalışan biri de, oku­yan biri de rahatlıkla haftada birkaç saa­tini ayırabilir gönüllü işlere. Ben de kişisel olarak, çocuklara yardım etmekle iyi bir şey yaptığımı düşünüyorum.

Dernekte, gönüllü kabulünde aranan herhangi bir şart var mı?

Sulukule Gönüllüleri Derneği’nde de, gö­nüllülükte de bir numaralı kural her za­man devamlılıktır. Bazı fedakârlıklarda bulunmak lazım gönüllü olduğunuz za­man, az da olsa zamanını vermek lazım. Çünkü çocukların temelde ilgiye ihtiyacı var, seninle bir bağ kuruyorlar. İstikrarlı olmak gerekiyor, sana ayrılan zamanda gitmemek onlar için de zor oluyor. Bunun dışında Sulukule Gönüllüleri Derneği’nin, fazla kurumsal olmadığını söyleyebilirim. Katı kurallar yok yani.

Sokak satıcısı çocuklar da sosyal hayata kazandırılıyor

Rotary İstanbul Valiliği Çocuk Evi, sokakta yaşayan ve sokak­ta çalıştırılan çocukların sosyal hayata kazandırılmasını amaç­lıyor. Bu amaçla, sokaktan uzaklaştırılması için onlara dersle­rinde destek oluyorlar. Rotary'nin destek sağladığı çocuklar, sokaklarda çalışan ve po­lisler tarafından sokaklardan uzak tutulmaya çalışan, Tarlabaşı civarında yaşayan, ekonomik geliri çok düşük, çoğunlukla göç etmiş eğitimsiz ailelerden gelen çocuklar. Gönüllülük esasına dayalı bir başka önemli kuruluş ise 1995 yılından beri hizmet veren Türkiye Eğitim Gönüllüleri Vakfı (TEGV). Vakıf, 7-16 yaş grubu çocukların eğitimlerine katkı­da bulunuyor ve onlara yaşam becerileri kazandırmayı amaçlı­yor. Eğitim Gönüllüleri bu amaçla eğitim programları ile etkinlik­ler oluşturuyor ve uyguluyor. Eğitim Gönüllüleri’nde bütün etkin­likler gönüllülerin desteği ile hayata geçiriliyor. Bir diğer gençlik sivil toplum örgütü ise Toplum Gönüllüleri (TOG). Toplumsal barış, dayanışma ve değişimi gerçekleştirme vizyonu ile yola çıkan TOG ‘un çatısında birçok üniversite öğ­rencisi çalışmalarını sürdürüyor. Gönüllü öğretmenler, 8-14 yaş arası değişen yaş grubuna sahip çocuklara eğitim veriyorlar. Bu çocukların geneli kırsal bölgede yaşayan ve aileleri parçalanmış, çok çocuklu ailelerden geliyor.

“Dünyaya bakışım değişti”  

Seda Yazğan, Marmara Üniversitesi Kamu Yönetimi 4. sınıf öğrencisi. Üni­versite yıllarında sürekli gönüllü ola­rak çalışmış. Gönüllülük çalışmalarının ‘herkesin farklı ama eşit olduğu anlayı­şını öğrenme’sine katkı sağladığını dü­şünüyor.

 

Gönüllülük konusunda bilinçlenmeniz ne zaman başladı?

Üniversite birinci sınıfta toplum için artık benim de bir şey yapmam gerektiği ko­nusunda duyarlılık kazanmaya başladım. Yaklaşık 2 yıldır da aktif bir şekilde eğitim­lere katılmaktayım.

Çocuklara ne tür bir eğitim veriyorsu­nuz?

Yaklaşık 4,5 yıldır TOG ve Kayder (Kay­seri İli Yardım Derneği)nde gençlere ve çocuklara yönelik çalışmalar yapıyoruz. Bunlardan en önemlisi maddi durumu ye­tersiz gençlere üniversiteli olmanın ayrı­calıklarının anlatıldığı çalışma ve sokak çocuklarının atölye çalışmaları ile topluma kazandırılması...

Bu çalışmaların öğrencilik hayatınıza herhangi olumsuz bir etkisi oldu mu?

Hayır asla aksine kolaylıklar sağladı ekip ruhunu kazanmak olaylara diğer açılar­dan yaklaşabilmek, sosyal ve analitik göz­lem yapma yetenekleri gönüllülük esasın­da kazanılıyor. Bunlar da derslerimde çok daha avantajlı olmamı sağlıyor.

Bu çalışmaların sana olan katkısı ne oldu?

Öncelikle dünyaya ve insanlara olan bakış açımın olumlu yönde değişmesine, farklı­lıklara saygı gösterebilme ve bu dünyanın daha yaşanılabilir olmasında kendime de büyük sorumluluklar düştüğünü görüp so­rumluluklardan, mücadeleden yılmadan baş etmem gerektiğini öğrenmiş oldum.

“Sosyal bir varlık olmak sözden ibaret değildir”

Selin Sırma, İstanbul Üniversitesi Türkçe Öğretmenliği mezunu ve halen Türkçe öğretmenliği yapıyor aynı zamanda da Rotary Çocukevi’nde mağdur edilmiş çocuklarla çalışıyor.

Çocuklara ne tür bir eğitim veriyorsu­nuz?

Rotary Çocuk Evi’nde onlarla sohbet edip, derslerine de yardımcı oluyorduk. Ancak amaç daha çok sokakta çalıştırıl­malarını engelleyerek boş vakitlerini dol­durmaktı. TEGV'de ise Düşler Atölyesi adında bir çalışmayla, çocukların yaratı­cılıklarını arttırmak, görseller ve metinler­le onların farkındalığını arttırmak amaç­lanıyordu.

Çocuklarla iletişiminiz nasıl?

Çocuklarla iletişimim güzeldi, ama bazı çocuklar yaşadığı kötü koşullar nedeniy­le ve polisçe alıkonulduğu için güvensizdi, bazılarıysa sorunlarını paylaşacak, destek olacak birisini bulduğu için memnundu.

Gönüllü çalışmanın size olan katkıla­rından bahseder misiniz?

Ben öncelikle sosyal bir varlık olmanın sözden ibaret olmadığını gördüm. Ken­dimi faydalı hissettim, özgüvenim arttı. Çünkü sadece iyi koşullarda yaşamış ço­cuklar değil çok zor koşullarda yaşamış, ailesi parçalanmış çocukların psikolojisini de anlamaya çalıştım.

Türkiye’de gönüllülük bilinci oluşmuş mudur sizce?

Oluşmaya başlamış diyebilirim, ama ye­terince profesyonel değil bence. Gönüllü­lük yapacaklara önce iyi bir eğitim veril­meli, karşılaşılan durumlar anlatılmalı ve çözüm önerileri beraber bulunmalı. Birey­selliğe kalmamalı süreç.


 

 


 

 


Anasayfa | Bağlantılar | Hakkımızda | İletişim | Site Haritası Gsü Bim 2010 & Ver. 1.0.0.3