Geçmişe değil, geleceğe gitmek isterdim




Bazı dersler ismiyle anılır, bazılarının namı ise hocasıyla yürür. İşte Yrd. Doç.Dr. Ahmet Kuyaş’ın dersi de onlardan biri. Bu da öğrencilerin herkese bahşettiği bir şey değildir. Sınav öncesi biraz telaşlanırız, ama tarihi sevmeye başlayanlar Kuyaş’a bir teşekkür borçludur. Biz de bu yüzden bu sayımızda kendisiyle sinema, yayıncılık, ama illa da tarih konuştuk.
 
Söyleşi: Nilay Vardar 
Fotoğraf: Gözde Kazaz
 
Sakallarınızı niye kestiniz?
 
Bir arkadaşıma söz verdiğim için. “Bu yaz yanaklarını güneşe aç” dedi; ben de, tamam dedim. Geçenlerde bir arkadaş toplantısında arkadaşım, “Sen zayıfladın mı?” dedi, ben de sakalımı kestim de­dim, ona başka bir hikaye anlattım. Bi­lim insanları hepimizde karşı cinsten gen olduğunu söylüyorlar. Bu da benim kadın genimin dışa vurumu; hani kadınlar sü­rekli saçlarını değiştirirler ya…

Tarihçi olmaya nasıl karar verdiniz?

Valla inan tesadüf, çok garip. Tarih be­nim hobimdi; çok severdim, sürekli ta­rih okurdum zaten. Tarih içinde doğdum. Annem tarihi roman yazıyordu, atala­rım tarihi görevleri olmuş kişilerdi. Eski bir aile... Antika dolu bir evde büyüdüm. Ama Fransa’ya iktisat okumaya gittim. Orada başka bir fakülteden iki ders ala­caktık. Cezayirli bir arkadaşım, “Harika bir Sanayi Devrimi Tarihi dersi var” dedi. Ben bir tane de Fransız Devrim tarihi der­si aldım. O derslerde o kadar mutluydum ki, o sene sadece onlardan geçtim. Ta­rih bizdeki gibi sıkıcı değildi orada, doğ­rudan doğruya belgeleriyle tarihi okuyor­duk. Ertesi sene de tarihe geçtim. Ora­dan da Kanada’ya doktoraya gittim.

Çalıştığınız dönemi nasıl seçtiniz?

Ben ortaçağ tarihi yapmak istiyordum. Cahilcesine Latince bölümüne yazılmak istiyorum dedim, ama bizde başlangıç düzeyi yok dediler; çünkü Fransa’da za­ten lisede Latince öğreniyorlardı. Benim ortaçağ aşkım orada bitti, yakınçağcı ol­dum. Baktım hakikaten siyaset açısından en fazla üzerinde polemik çıkan ama en az ve en kötü öğretilen o dönem... Ben de uzmanlaşmaya devam ettim.

Akademia mensubu olmasaydınız ne olurdunuz?

Akademik kariyer yapmaya üniversite başlar başlamaz karar verdim, pek fazla başka hayalim olmadı. Çocuklar astronot falan olmak ister ya, bende o hiç olmadı.

İktisata da yazıldığımda ne yapacağı­mı bilmiyordum. O dönemde entelektü­el olma çabasındakilerin en büyük der­di “Biz niye geri kaldık”, “Osmanlılar niye kapitalizme geçemedi” diye aslında saf ve yanlış şeyler söylüyorduk, biraz da onu çözecektik güya.

Hangi döneme gitmek isterdiniz ya da keşke o dönemde yaşasaydım da şu sorunun cevabını bulsaydım dediğiniz bir zaman dilimi var mı?

Çocukken alıştığım resimli romanlar do­layısıyla müthiş bir ortaçağ merakım var­dı, daha doğrusu hayranlığım vardı. Tabii hali vakti yerinde bir ailenin çocuğu ola­rak da ortaçağ denince hali vakti yerinde bir ortaçağlı geliyordu aklıma; köylü ol­mak gelmemişti. Şatolar şövalyeler, kah­ramanlıklar falan düşlüyordum. Batılı bir şeydi tabii, o zaman İslam ortaçağını dü­şünmemiştim. Yaşlanınca bilim kurguya merakım art­tı. Asıl ilgimin artması Stanley Kubrick ile oldu; 2001 Space Odissey. ‘Apol­lo 13’ filminde hakiki dünyanın çekimle­ri vardır, pencereden bakarlar; o tür şey­leri görmek isterim. Beni Uzakdoğu’ya Hindistan’a turizme götüremezsin, pek merakım yok. Ama deseler, Mars’a gide­rim, o tarz bir seyahat bana heyecan ve­rici gelir. Soruna gelince, insanlığın sorunu çöz­mek gibi bir derdim yok. Zaman makinesi iyi bir şey değil, ya da filmi daha iyi yap­salardı belki severdik. Ama tarihçilik ol­mazdı o zaman. Aynı merakla, daha çok geleceğe gidip acaba insanlar bu sorun­ların nasıl üstesinden geldi, işte kanser yenildi mi?.. Arap -İsrail sorunu çözüldü mü?... bunları öğrenmek isterdim.

Tarihi kadın karakterler arasında size etkileyici gelen biri var mı?

Son yılların sanat dünyasının etkisiyle İn­giltere Kraliçesi 1. Elizabeth, trajik bir ka­rakter. Modern İngiltere’yi yaratan kadın, o günün insanlarıyla birlikte tabii. Son yıl­ların iki büyük filmi beni etkiledi.

O zaman hemen soralım dönem filmle­rini nasıl buluyorsunuz?

Bazıları çok başarılı. Mesela iki Elizabeth de çok başarılı. ‘Tudors’ dizisi de iyiydi. Cnbc-e’nin ‘Roma’ dizisi en ince ayrıntıla­ra kadar müthiş başarılı bir yapımdı.

Türkiye’dekileri nasıl buluyorsunuz?

Bizdeki dizileri ve filmleri pek seyretmiyo­rum. Geçen yıl çıkan “Dersimiz Atatürk” bir de “Veda” filmlerini hiç beğenmedim. Bu konuyla ilgili yazdım da zaten. “Hacivat ve Karagöz Niçin Öldürüldü ?” filminin dekoru kötüydü ama hikaye çok iyiydi, Bursa biraz eski Amerikan filmle­rindeki Bağdat’a benziyordu ama gene de güzel bir dönem filmiydi. “İstanbul Kanatlarımın Altında” her şe­yiyle berbat bir filmdi. Türkçesi korkunç­tu, yaratılan ortam 17. yy gibi değildi.

Son dönemlerde, “Dizilerle gençlere tarihi öğretiyoruz” diyorlar bu konuda ne düşünüyorsunuz?

Anlatılabilir tabii; mesela “Mustafa” filmi belirli bir tarihi dönemi fena anlatmıyor. Özellikle 1930 ve 1940’lı yılları bilmeyen­ler için yararlı olabilir, çünkü bu dönem­ler okullarda öğretilmiyor ama güzel do­kümanterleri tercih ederim tabii. Şunu beklememek lazım: Bir dönemin ta­rihini tek bir kitap okuyarak öğrenemez­sin, ama mutlaka öğrenecekleriniz olur. Yüzeysel ya da taraflı olabilirler, ama ya­zılan kitapların da çoğu taraflı. Ayrıca ma­alesef son zamanlarda akademik çalış­malar da yüzeysel. Ben öğrenciyken Fassbinder ile ve diğer Alman yönetmenlerle tanışmıştım. Adam­ların müthiş tarih bilgileri vardı, bunu film­lerinde görebiliyorsunuz. Almanya’nın ta­rihini çalışacaklar Fassbinder’in filmlerini görmeden imkanı yok anlayamazlar. Bu Türkiye’de de olacak; ben çok ümitliyim, bizden de çıkacak

İstanbul da ya da Türkiye’de önem­senmeyen tarihi mekan var mı?

Saymakla bitmez NTV Tarih’te her sayı­da yazıyoruz. İstanbul’un en eski evi şu anda hala restorasyon bekliyor; Amcaza­de Yalısı Vaniköy’de 17. yy’dan kalma, daha eski cami var ama en eski ev bu. Restorasyon adına perişan edilenler de var. O yüzden bazen restorasyon edilmemesi daha iyi diyorsunuz.

Yayıncılık nasıl gidiyor?

İyi gidiyor ama daha fazla satış isti­yoruz. Aslında Tarih dergisine göre bayağı iyi satıyoruz ama ilk zaman­lardaki gibi 50.000 satışlar istiyo­ruz. Biz yazılarımızda nabza göre şerbet vermiyoruz, eee bugünün kutuplaşmış Türkiye’sinde iki ta­raf da sevmiyor bizi Atatürkçüler de İslamcılar da. Ama biz yaptı­ğımıza inanıyoruz.

Kolay okunur tarih ne de­mek?

Sıkmayan, eğlendirerek ya da merak uyandırarak tarih okut­mak... Tarih eğer çok ciddi bir politik saplantınız yoksa pek öyle okunan bir şey değil. Tarihi sadece siyaset, savaş ol­madığını blue jean’in de Coca Cola’nın da bir tarihi olduğunu göstermek. Mesela yurtdışında biyog­rafi çok okunuyor, merak­lısı var. Son yıllarda İpek Çalışlar’ın başarısı bizde de sevilebileceğini gösteriyor.

Dergi’nin “O kadar da de­ğil” bölümünde çok polemik dönüyor?

Ben bu bölümü istememiş­tim ama oldu. Başkalarını yanlışı­nı düzeltmektense kendimiz doğ­rularını yazmaktan yanayım. Ama Murat Bardakçı ve arkadaşını kö­rükledik, onlar bizi kıskandı (gü­lüşmeler) hep bizim konularımızı takip ediyorlar. Habertürk’te tarih sayısı çıkarmaya başladılar. ‘O kadar da değil’ kısmını kaldırdık ama bize bir şey derlerse cevap veririz tabii (yine gülüşmeler).

Bu vesileyle tarih programı projesi olduğunu da öğreni­yoruz…

Şimdi de NTV’de tarih progra­mı yapılmak isteniyor. Artık tarih kültür hayatımızın 20 seneye oranla kuvvetli bir parçası oldu. Can Dündar’ın “Mustafa” filmin­de insanlar birbirine girdi, toz dumana karıştı. 4. Murad’ı da bir filmde homoseksüel gös­terdiler diye ortalık karışmıştı. Bunların daha soğukkanlı tartı­şılıyor olacağı yere gidiyoruz, bu yüzden televizyonda tarih prog­ramları önemli.


Anasayfa | Bağlantılar | Hakkımızda | İletişim | Site Haritası Gsü Bim 2010 & Ver. 1.0.0.3